14 Nisan 2026 Salı

Death Parade

 

Tür: Oyun, Psikolojik, Gerilim, Gizem, Dram


Bölüm: 12


Yıl: 2015
 


Konusu:
Öldükten sonra insanlar ya cennete gider ya da cehenneme. Fakat, Death Parade'de insanlar ölünce ruhları gidecekleri son duraktan önce gizemli barlara yollanır. Burada onları bir barmen ama aynı zamanda bir yargıç olan birisi karşılar. Bu yargıçlar ölen insanlara son hükümlerini vermek için oradalardır. Bizim izlediğimiz bar olan Quindecim’deki barmen Decim adındaki beyaz saçlı bir yargıçtır. Bara gelen insanlar öldüklerinin farkında değillerdir ve hatta yakın geçmişlerini bile hatırlayamıyorlardır. Yargıç ise tam tersine ölen şahısların tüm hafızalarına sahiptir. Yargıç, kafası karışık ve ölü olduklarını bilmeyen insanlara Ölüm Oyunları ile meydan okur ki bunlar, hayatlarını riske attıkları ve gerçek yüzlerini gösterdikleri oyunlardır. Bu oyunlar ilk bakışta basit görünen şeylerdir. Bilardo oynamak, dart oynamak, kart oynamak gibi. Fakat insanlar oyunlarını oynadıkça hafızalarını geri kazanmaya başlarlar ve akabinde de ölü olduklarını hatırlarlar. Bu işlem sırasında ise doğal olarak ruh halleri değişir ve yargıcın dediğine göre karanlık tarafları açığa çıkar. Decim de insanlar gelmeden önce elde ettiği hafızalarına ve oyunlar esnasındaki davranışlarına göre kimin kazanıp kimin kaybettiğine, kimin cennete kimin cehenneme gideceğine dair yargıçlık yapıp hükmünü verir. Anime'ye göre aslında cennet ya da cehennem yoktur. Ölenlerin ruhu ya yeniden doğuş için reenkarnasyona gider ya da sürekli bir düşüş halinde olan sonsuz boşluğa gönderilirler.

 

 

Genellikle manga kökenli olan animelerden ziyade, Death Parade, Madhouse tarafından Genç Animasyoncuların Eğitim Projesi'nin “Anime Mirai 2013” etkinliği için üretilen "Death Billiards" adlı kısa filmden uyarlanmış.

 

Ölumden sonraki hayat her zaman ilgi çekmiştir. Death Parade de bu konu hakkında kendine has bir alternatif sunuyor. Anime ilk bölümden itibaren sizi kendine çekiyor. Anlatım biçimi ve işlenişi oldukça ilgi çekici ve merak uyandırıcı.

Anime'de başka barlar ve yargıçlar da bulunmakta ama biz genel olarak Quindecim’de olup bitenleri izliyoruz. Bu yargıçların insani duyguları yok, yargılamalarını sadece insanların hafızalarına ve içlerindeki karanlığa göre yapıyorlar, peki bu ne kadar doğru? Decim'in yanında asistanlık yapmaya başlayan siyah saçlı kızımız da bu yargılama biçimini sorguluyor ve olaylar bu noktadan sonra patlak vermeye başlıyor. Peki bu kız kim ve olayı nedir, izleyip görmenizi öneririm. Ayrıca izlerken sizin de sorgulayacağınız şeyler olacaktır.

Death Parade’in en büyük kozu izleyenine sunduğu dram ve dramın getirdiği duygusal anlar. Özellikle bölümlerin sonları yaklaşırken insanların öldüklerini hatırlamaları ve yaşadıkları buhran çok iyi yansıtılmış. Ölü olduklarını anlayan ve sevdiklerini bir daha göremeyeceklerinin farkına varanların yaşadığı duygusal çöküntüler sizleri de etkiliyor. Anime ilk başlarda bu insanlar niye ölmüş diye merak ettiriyor ve sonra adeta damardan girerek sizi etkiliyor. Her bölüm ayrı bir merak ve heyecanla ilerliyor, kendini tekrar etmiyor, bu sayede de sıkılmıyorsunuz.

 

Açıkçası finali bana biraz aceleye getirilmiş hissi verdi. Sanki işlenilecek en azından bir bölümlük daha olaylar varmış gibiydi ama sonuç olarak anime final yapmış durumda. İkinci sezonun gelmesi olası değil, her ne kadar bekleyenler olsa da.

 

Kısacası, Death Parade’i her bölümünde farklı bir hikâye barındıran sıra dışı bir anime olarak tanımlayabiliriz. Aksiyona, fantastik olaylara ve benzerlerine alternatif arıyorsanız Death Parade bence bir göz atılmayı hak ediyor. Ben sıkılmadan izledim ve oldukça keyif aldım.

 

 

________________________________

cr: turkanime.tv; anime-inceleme.com


Tsurezure Children

 





Tür: Romantizm, Okul, Komedi


Bölüm: 12


Yıl: 2017
 


Konusu:
Liseli birkaç çift öğrencinin romantik komedi hikayelerini ayrı ayrı ele alan bir seridir.
Net ve uzun bir konusu yok, farklı farklı lise öğrencilerinin ilişkilerini yaşama şekillerini izliyoruz.

 

 




Öğrenciler arasındaki çeşitli ilişkileri gösteren bu basit anime bana göre bu basitlik sayesinde gayet gerçekçi olmuş, bunun yanında komedi de eklenmiş. 12 dk'lık kısa bölümlere sahip olduğundan izlerken sıkmıyor, kıvamında hissettiriyor. Öyle mıç mıç romantik animeler gibi değil de daha bizden hissettirdi nedense. İzlerken lise yıllarınıza gidebilirsiniz ^^  Bölümlerin süresinin çok uzun olmaması ve sadece tek bir çifti ve ilişkilerini anlatmak yerine birkaç tane çiftin anlatılması animeyi sıkıcı yapmaktan kurtarmış diye düşünüyorum kendi adıma. Benim gibi çok da romantik anime sevmeyen birinin bile kolayca izlemesi bundan kaynaklanıyor bence. Fakat romantik anime sevenler için aynı şey geçerli değildir diye düşünüyorum. Animenin süresinin normale göre kısa olmasının avantajları var ancak bununla beraber birçok dezavantaj da sağlıyor. Her ne kadar bu kısalık iyiymiş gibi görünse de anlatımı baltalayan büyük ve tehlikeli bir unsur. Evet, ele aldığı konu itibarı ile harika bir anlatım gerektirmiyor olabilir. Fakat 12 bölümde birkaç çiftin hikayesini de eşit şekilde anlatmaya gelince eksik kalıyor. Çiftler arasında bazılarının üzerine daha fazla düşüldüğü bariz şekilde ortada. Bu da eksiklik hissi veriyor biraz.

Animenin kısa hikayeler halinde bir manga serisi bulunuyor. Animeyi izleyip de tadı damağında kalan olursa mangasını okuyabilir. Fakat mangayı baştan okumanız gerekli, çünkü animeyi mangadan istedikleri kısımları alarak uyarlamışlar. Ben okumadım ama sevenleri epey eğlenceli olduğunu söylüyor ^^


Back Street Girls: Gokudolls

 

Tür: Absürt Komedi, Ecchi


Bölüm: 10


Yıl: 2018
 
Konusu:
3 Yakuza üyesinden oluşan bir grup, önemli bir işi berbat edip teşkilatı büyük zarara uğrattırlar, bu büyük zararı karşılayabilmeleri için patronları onlara iki seçenek sunar: Ya organ mafyasına satılacaklardır ya da eğlence sektörünün en çok para kazandıranları "kadın" idol olmak için Tayland'a gidip cinsiyet değiştirme ameliyatı olacaklardır. Pek seçenek hakkı bırakılmadığı için İdol olmayı seçerler. Ameliyat ve iyileşme süresinin ardından tamamen genç kız gibi düşünüp davranmaları için zorlu bir yıllık eğitimden geçtikten sonra Gokudo ruhuyla (Yakuza Yolu) yaşayan 3 elemanımız "Gokudolls" adıyla çıkış yaparlar. Hiç tahmin etmedikleri şekilde aşırı popüler olurlar fakat patronları kazandıkları ünü yetersiz bulur ve asıl trajedi şimdi başlıyordur. Onları daha da ön plana çıkartmak için çeşit çeşit yollar deneyecektir.


Seri her bölümde birbirinden bağımsız gibi gözükse de milim milim konuyu ilerleten birkaç farklı kısa bölme ile Gokudolls’un ülke çapında ün kazandırma denemeleri çerçevesinde gelişen trajikomik olayları işliyor. Zira Gokudolls için çalışan personelleri bile onların transgender olduğunu bilmiyor ve o zamana dek erkek oğlu erkek yakuza gibi yaşayan bu üç kafadarın genç kız gibi düşünüp davranma girişimleri birçok yan bölmenin konusu olan olaylara sebep oluyor.

Seri cinsel tercihlerden gruplarını fanatikçe savunup destekleyen hayranlara, zamanla değişen onur algısından gün geçmeden bir yenisi eklenen taciz iddialarına dek sayısız tabusuz kavramı rahatlıkla kendisine konu edebiliyor. Bunda da zorlanmıyor. Japon (ve Kore) idollerin randevuya çıkamama kuralı, ücretli el sıkışma seansları, idol hayranlarının satışları yüksek gösterip favori grubunun ömrünü uzatmak için aynı albümden üst üste almaları, gazetelerin fazla satış için “filanca idol yanında bir erkekle otele girerken görüntülendi” tarzı asparagas haberler yapması ama ajansların bunu “reklamın iyisi kötüsü olmaz” mantığıyla engellememesi gibi konular serinin gerçek hayatla olan kesişimini temsil ediyor. Gokudolls’un bazı bölümlerde üyelerin intiharı bile düşündükleri anlatılıyor. Aslında bu da pek şaşırtıcı değil zira Japon idol tarihi 20 yaşına gelmeden intihar eden isimler barındırıyor. Japonya’daki idol sektörünü konsept olarak sıkılaştırarak uygulayan Güney Kore’deki intihar oranlarının da yüksek olduğu biliniyor. Serinin ilk bölümünde bahsedilen ve “BKB48 diye bir grup varmış, sağlam para kaldırıyorlarmış” denilen kısımda gelmiş geçmiş en kalabalık (ve en çok para basan) idol grubu olan AKB48’e gönderme bile yapılıyor.

Tüm dünyada geçerli modern popüler kültürün ve eğlence sektorünün korkunç, eğlenceli ve bir o kadar dram dolu hikayesi yapılmış bu animede.

LGBT temalı bir komedi animesi yapmak çok da kolay bir iş değilken, bunu yaparken sadece güldürmeyi hedeflememesi ve bazı konulara da ince dokunuşlar yapması takdir edilesi. Sadece kendi kendisini tekrarlamayan bir komedi yapmak bile kendi içinde zor bir şey iken zoru başardıklarını söyleyebilirim. Back Street Girls tek kelimeyle dört dörtlük bir mizah vaat ediyor. Üst üste gelen esprilerle izleyiciyi adeta yan elementleri algılayamayacak hale getiren serinin aslında teknik olarak çok da ortalama bir yerde olmadığı açıkça ortada. Bu ezber bozan bir komedi! Bu animede erkekliğin kitabı yeniden yazılıyor!

 

Ayrıca grup isimlerine değinmeden geçemeyeceğim, isimlerini ben çok beğendim şahsen. Samurayların "Savaşçının Yolu" anlamına gelen ve sadakat, öz disiplin, cesaret ve ölüme kadar saygıyı vurgulayan "Bushido"su gibi, yakuzaların da kötülük, şeytanlık, kaba olmak, patrona ve aileye sadakat kavramını vurgulayan "Ekstrem Yol" anlamına gelen "Gokudo"su vardır. Gokudo Japonya'da yakuzaların kendine verdiği isimmiş.Yakuza kelimesinin yumuşatması gibi değil de direkt kendilerini böyle adlandırıyorlarmış. Çünkü yakuza kelimesi daha aşağılayıcı bir terimmiş. Kelimenin kökeni eski bir Japon kart oyununa dayanıyormuş ve bu oyunda 893 (ya-ku-sa) olabilecek en kötü el, yani "değersiz el" anlamına geliyormuş. Gokudolls, cinsiyet değiştirip kadın idol olan yakuza elemanlarına verilecek en güzel isimmiş gerçekten :D

 

 

Son olarak.

Bir solukta izleyeceğiniz bu müthiş anime sizlere ancak sadakat kavramının son noktasında yaşananabileceklerden bir kesit sunuyor. Yakuzalara ilgi duymayanlara ya da hiç anime izlemeyenlere bile kendini izlettirebilecek bir özelliğe sahip. Konusu zaten yeterince ilginçken animenin işlenişi de seslendirmesi de dahil olmak üzere yeterince iyi olmuş bence. Benim gibi absürt komedi severlerin bayılacağı bir seri, aslında buna dramla karışık abzürt komedi desek daha doğru olur. Hatta absürtün en absürtü olaylar silsilesi resmen ^o^;; İzlerken asla sıkılmayacağınız, hatta bazı kişiler için gülmekten ağlayacağınız bir seri olabilir. Animelerle aşinalığınız çok da olmasa bile ayırdığınız zamanının karşılığını alacağınız bir seri arıyorsanız bunu kesinlikle izlemenizi öneririm!

 

 

_______________________________

cr: turkanime.tv; kahramangiller.com


8 Eylül 2025 Pazartesi

Ping Pong The Animation



Tür: Spor, Dram, Psikolojik, Seinen


Bölüm: 11


Yıl: 2014
 
 
Konusu:
Lakabı “Smile(Gülücük)” olan Makoto Tsukimoto, kendi halinde sessiz sakin bir lise öğrencisidir ve Ping Pong'la sadece vakit öldürmek için ilgilenir. Çocukluktan beri arkadaş olduğu Peco lakaplı Yukata Hoshino ise tam aksine enerjik, dışa dönük ve azim ile dolup taşan biridir ve dünyanın en iyi masa tenisi oyuncusu olmayı hedefliyordur. Smile ve Peco her gün birlikte masa tenisi oynarak büyüyen iki arkadaştır. İkisi de mahallelerindeki masa tenisi kulübüne gitmektedirler ve ikisinin de bu spor için doğal bir yeteneği olsa da Smile'ın kişiliği ve mantalitesi, Peco’ya karşı maç kazanmasına engel olmaktadır. Fakat Smile'ın yeteneğini sezen kulüp hocaları onun mücadeleci bir kişiliğe bürünmesi için motive etmeye çalışır.
Japonya'nın dört bir tarafından öğrenciler uluslararası alanda ün sahibi olabilmek ve kendini kanıtlamak için her yıl düzenlenen üst düzey bir masa tenisi turnuvasına katılırlar. Peco ve Smile'ı da bu turnuvada izleyeceğiz.

 

 

Masa tenisini arada bir vakit öldürmek için öylesine oynayan biri olarak bu animeye biraz hazırlıksız yakalandım diyebilirim. Anime içerisinde (sıklıkla) kullanılan terimlerin, masa tenisine özgü oldukları için çoğu izleyicinin kafasının karışmasına neden olabilir. Zira "uzun tırtık nasıl bir şey acaba?", "bu şimdi backhand miydi forehand mi?", "hangisi penholder oluyordu?" gibi soruları sorup anlayana kadar zaten kısa süren maçlar bitiyor. Açıkçası ben bu spor hakkında birçok kuralı ve detayı bu animeden öğrendim. Her ne kadar durum böyle olsa da Ping Pong The Animation animesinin adından da anlaşılacağı üzere bir spor animesi olduğunu göz ardı etmemek lazım. Masa tenisi bireysel bir spor, o yüzden burada takım çalışmasıyla bir şeyler yapılan sporlarla kıyaslamamak lazım, çünkü burada güçleneyim rakiplerimi yeneyim tipi bir hikaye anlatılmıyor, Smile'ın ve diğer karakterlerin kendisiyle yüzleşmesi ve karakter gelişimi konu ediliyor. Genellikle masa tenisiyle yakından ilgilenen izleyicileri hedef alıyor olsa da hikaye açısından herkesin kendine bir şeyler katabileceği türden olması animenin en güzel yanı sanırım. Masa tenisi odak noktası olsa da karakterlerin kişisel hayatlarını ve gelisimlerini de ele alması ve izleyiciye sunması doğru bir seçim olmuş, çünkü masa tenisi gibi bir sporun sınırlarını zorlayıp sürreal bir yolda ilerlemek ve riske girmek yerine, masa tenisini bir basamak olarak kullanıp karakterlere özel hikayelere yoğunlaşmaları daha büyük bir kitleye hitap etmelerini sağlıyor. Ayrıca vermek istedikleri mesajı iyi bir şekilde izleyiciye iletmeleri de kaliteyi yükseltiyor.

Ayrıca Pinpon topunun masa ve raketler arası gidişlerindeki tık tuk sesleri de kulağa çok hoş geliyor

Seslendirme sanatçıları ise çok başarılı. Hikayeye tam anlamıyla adapte olmuşlar ve çok iyi bir iş başarmışlar. Karakterlerin seslendirmesini yapan kişiler, bazı arka plan karakterleri hariç tamamen sektöre yeni giriş yapmış kişilermiş. Başroldeki Smile karakterini seslendiren Kouki Uchiyama bunlar arasından sıyrılan son dönemde popüler olmuş bazı serilerde başrol seslendirmesi yapmış biri olsa da mesela Peco ve China karakterlerinin seslendirmesini yapan kişilerin ilk işleriymiş.

 

Gelelim animenin en kritik noktasına. Bu animeyi sevmenizdeki ya da sevememenizdeki en önemli unsur kesinlikle çizimleri, çünkü normalin epey dışında olan çizimler ve animasyonlara sahip. Ping Pong The Animation, hikayesine nazaran grafik konusunda riske girmeye karar vermiş olacak ki animeyi aralara biraz animasyon serpiştirilmiş bir manga olarak izleyicinin beğenisine sunmuş. Standartları açıkça reddetmiş olan bu animenin çizimlerini farklı olduğu için sevenler de oluyor sevmeyenler de. Ben sevemeyenlerdenim. Şimdiye kadar birçok sıradışı ve kötü çizimleri olan anime izledim ve bir şekilde hepsine alışıp kabullendim ama bu bana göre şimdiye kadarki en kötüsü. 20. yüzyılda yapılmış animelerden bile daha kötü çizimlere sahip olan bu animede güzel veya yakışıklı olarak lanse edilen karakterler bile rahatsız edici geliyor. Çizimlerin kötü olması izleyicinin hikayeye yoğunlaşmasını da ciddi anlamda zorlaştırıyor. Çünkü karakterlerin yüz ifadelerinin belirgin bir şekilde çizilmemesinden ötürü verilmek istenilen duygunun izleyiciye ulaşması imkansızlaşıyor. Öncekilerde olduğu gibi buna da alışırım dedim ama olmadı. Yine de sırf çizimleri kötü diye bir animeyi izlemekten vaz geçen tipte biri değilimdir, her ne kadar çizimler adaptasyon ve beğeni oluşturma konusunda çok büyük rol oynasa da bir anime sadece bundan ibaret değildir. Maalesef eğer çizimleri daha normal olsaydı daha iyi yerlere gelebileceğini düşünüyorum ama bunu çok da önemsemiyorlar heralde. Yine de Ping Pong The Animation, bu riskli çizimlere rağmen hikayesiyle tutunabilmiş bir anime.

 

 

Sonuç olarak, animasyona ve çizimlere çok önem veriyorsanız ve masa tenisiyle de çok ilgili değilseniz bu anime sizi çok zorlar. Fakat son dönemlerdeki içi boş ama bir sürü renk ve ışık efektiyle süslenip gövde gösterisi yapan animelerden sıkıldıysanız ve farklı bir şeyler arıyorsanız masa tenisiyle çok alakanız olmasa bile sevebilirsiniz. Ben mesela her ne kadar masa tenisiyle çok içli dışlı olmasam da çizimlerine rağmen izleyebildim, hikayesi beni son bölüme kadar taşıdı. Burda neye önem verdiğinize göre değişiyor işler.

 

 

 

_________________________________________________

cr: turkanime.co; animemangatr.com; anime-inceleme.com

 


23 Ağustos 2025 Cumartesi

Paranoia Agent (Mousou Dairinin)

 


Tür: Gerilim, Gizem, Dram, Psikolojik, Şizofreni, Polisiye, Doğaüstü Güçler, Sürrealizm, Avangart, Ödüllü


Bölüm: 13


Yıl: 2004
 
 
Konusu:
Tokyo bir süredir kimliği bilinmeyen bir şahıs tarafından gerçekleştirilen vur-kaç saldırıları ile çalkalanmaktadır. Kurbanlar saldırganı, altın renkli patenleri ve eğilmiş altın renkli bir beyzbol sopası olan, ilkokul seviyesinde bir çocuk olarak teşhis etmektedir. Halk arasında Shounen Bat (sopalı genç erkek manasında) olarak adlandırılan saldırgana ilişkin vakaları incelemekle görevlendirilen polis dedektifleri Keiichi Ikari ve Mitsuhiro Maniwa çalışmalarına ilk kurban, son zamanlarda viral olan köpek karakter Maromi'nin yaratıcısı Tsukiko Saki'yi sorgulayarak başlarlar. Dedektifler ilk başta olayı pek ciddiye almaz. Hatta uydurma bile sanırlar. Fakat ikinci vaka da meydana gelince “ Shounen Bat” efsanesi giderek yayılmaya ve işin içinden çıkılmaz bir hal almaya başlar. Parçalar bir araya gelmeye başladıkça, olayların yalnızca kriminal boyutla sınırlı olmadığı anlaşılır.

 

 

Satoshi Kon, Paranoia Agent’ta oldukça ilginç bir yaklaşım sergilemiş. Diğer animelerle kıyaslayınca Paranoia Agent, özellikle kurgusal açıdan baya başarılı bir iş. Tekdüze bir anime anlatımı yerine geçişler, kurgusal değişimler ve senaryoda farklı zaman kullanımları ile Paranoia Agent sadece hikayesiyle değil teknik açıdan da oldukça başarılı bir anime. Seyircisini sıkmayan, ekran başında tutmayı başaran bir yaklaşımı mevcut.

Çizimleri bakımından Paranoia Agent’ta büyük gözlü klasik anime karakterlerinden ziyade daha gerçekçi, gerçek çekik gözlü Japon karakterleri kullanılmış. Yani karakterlerin çoğu gerçek hayatta karşınıza çıkabilecek cinsten. Çizimlerin kalitesi de gayet yerinde. Ama yine de çok kaliteli çizimler aramamanızı öneririm, ki bu animenin asıl özelliği zaten konusu ve kurgusu.

Anime, sokaktaki sıradan vatandaş ile ofislerine kapanmış stresli insanlar arasındaki farkı hem iş, hem polisiye hem de çocuklar üzerinden elinden geldiğince anlatıyor. Bunu da her bölüm odaklandığı farklı karakterler üzerinden yapıyor.

Satoshi Kon’un bunu anlatış şekli ise oldukça ilginç. Kişiden kişiye, konudan konuya atlayarak çoğunluklu absürt bir dil kullanıyor. Absürt kısmı ise beni oldukça eğlendirdi.

Neredeyse her bölümde yepyeni bir insanla karşılaştığımız animede herkes gerçek dünyadan kopmuş durumda. Polislerin tek bir sorusu aslında animenin bütün sorularına kısmen cevap verebilecek nitelikte:

 

“Gerçek ile hayal ayrımı yapamayacak kadar gerizekalı mısın?”

 

Paranoia Agent oldukça kafa karıştırıcı bir anime. Adında olduğu gibi hikayede durdurak bilmeyen bir paranoya durumu mevcut. İnsanların kararları, yaptıkları, şehrin içine düştüğü durum ve bunun tek sebebinin altın patenli ve beyzbol sopalı bir çocuğun olması.

Birçok karakter arasından bir tanesini kendinize yakın bulup dışarıdan kendinize de eleştirel bir gözle bakabileceğiniz Paranoia Agent, gerçek hayatın biraz, belki de fazlasıyla abartılı bir yansıması gibi.

Satoshi Kon'un tarzını yansıttığı en önemli animelereden biri.

Aslında çok derin ve üzerine uzun uzun konuşulacak bir seri ama spoiler vermekten nefret ettiğim için çok derinlere inmeden ufak bir yorumlama yapmaya çalışıyorum. Animenin derinlemesine incelemesini zaten izleyip kendinizin yapmasını öneririm, çok da zor değil aslında anlatılmak istenileni anlamak. Son bölüme geldiğinizde kafanızda her şey oturacak zaten.

Bölümlerden bahsetmişken son olarak buna da iki kelam edeyim bari.

Paranoia Agent, 13 bölümlük kısa bir seri ve bu yüzden de olayların çabuk geliştiğini düşünebilirsiniz. Hikaye açısından fazlasıyla başarılı olsa da ilginçtir ki 13 bölüm bu anime için fazla bile gelmiş hissi veriyor. Anime oldukça heyecanlı bir şekilde başlıyor, ilk bölümler seni alıp ardından sürüklüyor ama yedinci bölümden sonra animede performans düşüyor, özellikle de 7 ile 11. bölümler arası filler bölümler gibi olmuş resmen. Bu bölümlerde senaryo ilerlemiyor ve Shonen Bat'ın yaptıklarını, halk arasında dolaşan dedikodulara tanıklık ediyoruz. Bu bölümler de fena sayılmaz ama asıl hikayeden baya koparıyor seni ve animenin o eşsiz havasını kaçırıyor bence. Ardından son iki bölüm yeniden toparlanarak iyi kötü bir final ile son buluyor. Hatta son bölümlerde sürrealizm tavan yapıyor. Açıkçası animenin sürrealizmi en beğendiğim şeylerden biriydi diyebilirim.

 

Sonuç olarak Paranoia Agent bazı bölümleriyle eksi verebileceğimiz bir anime ama izlediğim en ilginçlerinden birisi. Yine de izlemeye değer diye düşünüyorum. Eğer siz de psikolojik ve karışık içeriği olan bir anime arıyorsanız Paranoia Agent’i öneririm ama bahsettiğim eksi yanlarını dikkate alarak izlemenizi tavsiye ederim.

 

 

_____________________________________________

cr: turkanime.co; anime-inceleme.com; arakatmag.art


2 Ağustos 2025 Cumartesi

Ajin: Demi-Human

 


Tür: Seinen, Aksiyon, Korku, Gerilim, Gizem, Doğaüstü Güçler

 
  • Movie:
Ajin Part 1: Shoudou (27.11.2015) - 1 saat 45 dk
 
Sezon 1:
Bölüm: 13
Yıl: 16.01.2016 - 09.04.2016
 
  • Movie:
Ajin Part 2: Shoutotsu (06.05.2016) - 1 saat 45 dk
 
  • OVA
Ajin Sezon 1: OVA 1 (06.05.2016)




  • Movie:
Ajin Part 3: Shougeki (23.09.2016) - 2 saat
 
  • OVA
Ajin Sezon 1: OVA 2 (07.10.2016)
 
Sezon 2: Ajin Part 2
Bölüm: 13
Yıl: 08.10. 2016 - 24.12.2016
 
  • OVA

Ajin Sezon 2: OVA (07.04.2017)


Konusu:
Ajinler ölemeyen insanlardır. İlk kez 17 yıl önce Afrika'da bir savaşta ortaya çıkmıştır. Bir asker öldüğü zaman birkaç saniye sonra tekrar dirilmeye başlar. Savaştığı cepheler tarafından “Tanrı Asker” olarak anılmaya başlayan bu kişinin varlığı çok geçmeden dünyaya yayılır ve Amerikan hükümeti işin içine girerek askeri bayıltarak ele geçirir. Bu vakanın üzerinden 17 sene geçer birçok ülkede ölümsüz insanlar boy göstermeye başlar. Bu insanlara Ajin, yani yarı tanrı ismi verilir ve yapılan açıklamaya göre dünya üzerinde kayıtlı kırk yedi Ajin vardır. Elbette bu resmi rakamdır, gayri resmi sayı bilinmemektedir çünkü birçok Ajin saklanmaktadır veya Ajin olduklarını bile bilmemektedir. Ajin olduğunu bir tek ölünce(!) anlayabilirsin.
Bu varlıkların güçlerini kötüye kullanabilecekleri ve ölümsüz oldukları için insanlığa bir tehdit olarak algılanırlar. Keşfedildikten sonra, Ajin’ler toplum içinde bulunduklarında hemen yakalanıp gözaltına alınmalıdır, çünkü bu varlıkların insanlar gibi kabul edilmediği öğretilmiştir.
Doktor olma hedefiyle yoğun bir şekilde çalışan Kei Nagai, Ajin’leri sadece haberlerden duyduğu kadarıyla bilmekte olan bir lise öğrencisidir. Okuldaki öğrencilere Ajin’lerin insan olarak kabul edilmediği öğretilir, ancak Kei’nin sınıfında bu konu fazla üzerinde durulmaz. Bir gün okuldan çıkarken bir trafik kazası geçirir, normalde ölmüş olması gereken Nagai kanlar içinde tekrar hayata döndüğünde başta kendi olmak üzere çevredeki herkes onun bir Ajin olduğunu keşfeder. Nagai’in ilk hamlesi kaçmak olur çünkü Ajin olduğu saptanan kişilere hükümetlerce el konulmaktadır. Bu el konulmalara her ne kadar devlet gözetimi altında tutulma gibi yumuşak ifadeler kullanılsa da internette yayılan (ama doğruluğu tartışılan) videolara göre Ajin’lerin sırrını keşfetmek için yoğun işkencelerle deneyler yapılır. Nagai Kei’in de artık Japon Hükümet birimleri peşindedir ve onu ele geçirmek isterler. Öteki taraftan Şapkalı Adam lakaplı bir Ajin de Nagai’yi kendi safına katmak istemektedir.


Anime hakkındaki düşüncelerimi yazacağım ama ilk olarak serinin izlenme sırasına dair birkaç şey söylemem gereriyor, çünkü bu konuda kafalar baya karışık. Herkes farklı bir şey söylüyor. Yayınlanma tarihleri gün - ay - yıl şeklinde yukarıda yazdığım gibi. Fakat yayınlanma tarihlerine göre izlenmesi gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Filmler genelde anime bölümlerinin özeti, o yüzden onları izlemenize gerek yok bence. İzlenme sırası genel olarak şu şekilde öneriliyor:

Sezon 1 OVA 1. bölüm -> Sezon 1 (13 bölüm) -> Sezon 2 (13 bölüm) -> Sezon 1 OVA 2. bölüm -> Sezon 2 OVA bölüm.

İlk sezonun 2. OVA bölümünü ikinci sezondan sonra izlemek daha mantıklı yoksa ikinci sezona dair fena spoiler yersiniz. Öneriler genelde bu yönde fakat bana soracak olursanız bence şu şekilde de izlenebilir: Sezon 1 (13 bölüm) -> Sezon 2 (13 bölüm) -> Sezon 1 OVA 1. bölüm ->  Sezon 1 OVA 2. bölüm ->  Sezon 2 OVA bölüm. Yani bence ilk önce sezon bölümlerini izleyin, OVAları ise en son izleseniz de sorun olmaz. OVA bölümlerde anime bölümlerinin arka ve yan planında olan şeyleri gösteriyorlar, onları sonradan izleyip "aa bunlar mı olmuş, böyle mi olmuş" dersiniz ve bence kesinlikle izlenmeli.

 


Gelelim anime hakkındaki düşüncelerime.

Ajin seinen bir anime olduğu için yetişkinlere hitap ediyor. Tam da aradığım turden. Karanlık  bir atmosfer, bolca kan, iyi aksiyon sahneleri ve ciddiyeti ile Ajin anime dünyasında kendisini belli ediyor. Sürekli karşımıza çıkan komedi unsurlarından, komiklik mimiklerinden veya rengârenk anime karakterlerinden sıkıldıysanız Ajin size farklı bir soluk getirebilir. Benim uzun zaman sonra izlediğim en iyi anime diyebilirim.

Ajin’i diğer animelerden farklı kılan en büyük özellik ise çizim tekniği.

Anime tamamen CGI’dan (Computer Generated Imagery) oluşuyor, yani normal anime çizimlerinden baya farklı. Çizim tarzı alıştığımız anime tarzından daha çok bir bilgisayar oyununa benziyor. Ki böyle olmasının da bir sebebi var ve bunun cevabı animenin içinde gizli aslında. Bence çok ince ve orijinal bir fikir olmuş. Şahsen animasyonu beni çok da rahatsız etmese de birçok kişi çizimlerinden şikayetçi olmuş. Standart anime çizimlerine alışmış oldukları için çizim tarzını beğenmeyenleri anlayabiliyorum. Ama kendi adıma konuşacak olursam konusu, hikayesi ve işlenişi bu kadar iyi ve sürükleyici olduğu sürece benim için sorun yok. Çizimleri her ne kadar ilk başta bana da garip hissettirse de daha önce de bu çizim tekniğiyle (ya da benzerleriyle) animeler izlediğim için kolay alıştım diyebilirim. Çizim tekniğini bir kenara bırakırsak anime hikaye açısından daha ilk bölümden itibaren beni kendine çekti, nefessiz izledim, çok uzun zamandır bir oturuşta birkaç bölüm anime izlememiştim, hey gidi eski günler hey. Bu anime tam da bana eski anime izleme tarzımı geri getirtti. Sözde 2 bölüm izleyecektim sadece ama farkına varmadan sıradaki bölüm sıradaki bölüm diye diye birkaç bölüm izlemiştim bile ^^;; İşim olmadığı bir zaman izlemeye başlamış olsaydım o gün ilk sezonu bir oturuşta bitirmiştim bile. O derece sürükleyici yani.

Konusu her ne kadar ağır olsa da işlenişi akıcı olduğu için kolaylıkla izleyebildim ben. Bölümler akıp gidiyor, her bölüm sonunda sıradaki bölüme geçmek istiyorsun. Heyecan unsuru da yüksek olunca izlerken baya keyif almış oldum.

Konusu baya derin ver birsürü malzeme çıkabilecek biçimde ama maalesef ikinci sezon devamı gelecekmiş gibi ucu açık bir şekilde bitiyor ve 2025 olduk hala üçüncü sezon gelmiş değil. 13er bölümlük 2 sezon bu seri için yeterli değil, konuları sığdıramamışlar hissi veriyor. Mangası final yaptı mı bilmiyorum okumadım ama sanırım mangayı da okumak gerekecek.

Animenin elbette ki eksik, saçma ve anlam veremediğim yanları da var ama genel olarak baktığımızda ben çok beğendim ve herkese önerebileceğim bir anime. Hele de CGI çizim tarzını beğeniyorsanız Ajin’i daha da çok seveceksiniz.

 

 

__________________________________________

cr: anime-inceleme.com; japonya.co; turkanime.co


1 Mayıs 2025 Perşembe

Junji Ito: Collection

 


Tür: Korku, Gerilim, Gizem, Doğaüstü Güçler, Dram, Psikolojik, Komedi


Bölüm: 12


Yıl: 2018
 
 
  • Junji Ito: Collection - Tomie (Special) - 2 bölüm
 
  • Junji Ito: Maniac (OVA) - 12 bölüm
 
 
Konusu:
Belirli bir konusu yok. Ünlü korku mangaları ustası ve dehası Junji Ito'nun çizdiği manga serilerinden derlenmiş en tuhaf, en rahatsız edici ve en dehşet verici korku hikâyelerinin bazılarından oluşan tüyler ürpertici bir animedir.



Her bölüm farklı bir hikaye anlatıyor hatta bazı bölümlerin içinde birkaç farklı hikaye var.

 

Açıkçası maalesef ki hiçbir Junji Ito mangasını okumadım ama elbette ki adını çokça duydum, ve animeden birkaç kesit görmüştüm, bu yüzden de çok dikkatimi çektiği için listeme eklemiştim. Anime beni aşırı sardı ve izlerken çok keyif aldım bu kadar keyifli olmasını beklemiyordum şahsen. İzledikçe izleyesim geldi. Her bölüm acaba bu sefer nasıl bir hikaye anlatılacak merağını yaşamanın verdiği heyecan çok güzeldi ve anlatılan her hikayeyi sıkılmadan ilgiyle izledim. Hikayelerin hepsi korkunç olmasa bile tuhaf, iğrenç veya ürpertici hikayeler var ve hepsi de gayet yaratıcı, seni etkilemeyi fazlasıyla başarıyor. Bazen izlerken "ben ne izliyorum aw" diyebiliyorsunuz ;^O^

Açıkçası genel olarak her ne kadar etkilensem de korkuç hikayelerde fazla korkmadım diyebilirim, o da bence anime için çizimlerin yumuşatılmasından dolayıdır, manga çizimleri her zaman daha sert, yoğun ve kasvetli oluyor ve bu da karamsarlığı, dehşeti ve vahşeti daha güzel yansıtıyor. Animede her ne kadar korku unsuru hafifletilmiş olsa da ürperti hissi her zaman hissediliyordu. Komedi de vardı içinde tabii biraz :D

Yine de çizimler genel olarak güzeldi, özellikle karakter tasarımlarını beğendim, çoğu karakter birbirine benzese de en azından gerçekçi. Hikayelerdeki normal insanların öyle aşırıya kaçılmış renkli saçları, kocaman gözleri, garip kıyafetleri falan yok, daha sade günlük tasarımlara sahip. Korkunçlu olanlar da gayet yaratıcı ve onlar da çok aşırıya kaçılmamış ki bence bu da iyi, daha gerçekçi kılıyor. Karakterlerin isimlerinin birkaç hikayede tekrarlandığını da fark ettim ayrıca.

OVA bölümler Netflix'te yayınlandığı için olsa gerek çizimler daha kaliteli ama kalite korkunçluğu daha da bozmuş sanki, bu açıdan ilk bölümleri daha çok beğendim diyebilirim ama hikayeler OVA bölümlerde de yaratıcılığını sürdürüyor, sonuçta aynı kalemden çıkma hikayeler. Netflix uyarlamalı animeler bana her zaman yavan gelmiştir zaten özellikle de çizim açısından.

Uzun lafın kısası tuhaf hikayeleri seviyorsanız bu anime tam size göre.

 

Açıkçası beni animesi bile bu kadar sardıysa mangalarını düşünemiyorum. Eminim ki mangaları çook çok daha korkutucu çizimleriyle ve havasıyla çok daha keyiflidir okuması. Bir kere hikayelerin kalitesi bambaşka bir seviyede. Bu animeyi izledikten sonra Junji Ito mangalarına sarıcam sanırım. Bütün serileri almak istiyorum, nerden bulabilirim ToT

 

Not: Eminim mangaları okuyanlar animeyi beğenmemiştir ama beni yargılamayın lütfen, dediğim gibi hiçbir Junji Ito mangası okumadan sadece animeyi izleyerek yorumladım. Elbette ilerde birkaç mangasını okuyunca bu yazı güncellenecek.


Death Parade

  Tür: Oyun, Psikolojik, Gerilim, Gizem, Dram Bölüm: 12 Yıl: 2015   Konusu: Öldükten sonra insanlar ya cennete gider ya da cehenneme. Fakat,...