1 Temmuz 2026 Çarşamba

Tokyo Ravens

 

Tür: Shounen, Süper Güçler, Doğaüstü Güçler, Büyü, Aksiyon, Fantazi, Romantik, Komedi


Bölüm: 24


Yıl: 2013 - 2014
 


Konusu:
Eskiden Tokyo’da başarısız sonuçlanan bir ayin yapılmış ve şehir şeytani ruhsal varlıkların saldırısına uğramıştır. Şehri her zaman ruhsal varlıklardan arındırmak Onmyoujilerin görevidir. Onmyoujiler, ruhsal varlıkları görebilen ve ruhsal enerjilerini kontrol edebilme yeteneğine sahip kişilerdir/şamanlardır. Tokyo’da yaşanan bu felaketten sonra Onmyoujileri eğitmek amacıyla Onmyo okulları açılmaya başlar.
Ana karakterimiz Tsuchimikado Harutora köklü bir onmyouji ailesinin ana kollarından biri olmasına rağmen ruhsal enerjiyi görememektedir. Yeteneksizliğinden faydalanarak tüm bu karmaşadan uzakta, kırsal alanda arkadaşlarıyla eğlenerek gündelik yaşamına devam eder. Arkadaşlarının ısrarlarına rağmen onmyouji olmayı reddeden Harutora'nın ana ailenin varisi olan Natsume adında bir çocukluk arkadaşı vardır. Natsume, Onmyouji eğitimi almak için Tokyo’ya giden tüm ailenin sorumluluğu omuzlarında olan ve dahi diye adlandırılan yetenekli bir onmyoujidir. Natsume’ye çocukken onu koruyacağına dair bir söz veren Harutora ruhsal yeteneği olmadığı için bu sözünü tutamaz. Fakat Harutora her ne kadar onmyouji olmaktan ve sorumluluklardan kaçmak istese de kaderinden kaçamaz ve yaşanan bazı olaylar yüzünden Tokyo’daki prestijli bir onmyouji okuluna gitmeye karar verir. Harutora, Natsume ile birlikte bir takım olarak Tokyo’da kendisini eğitmeye başlar.

 

 

 

2010 yılında Light Novel olarak başlayan Tokyo Ravens aynı yıl içerisinde mangaya uyarlanarak ünlü shounen dergilerinden biri olan Shounen Ace'de aylık olarak yayınlanmaya başlıyor. Daha sonra kitap ve mangası devam ederken 24 bölümlük animeye uyarlanarak 2013 Sonbahar animelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Konusu gayet güzel ve hikaye iyi başlıyor, özellikle aksiyon sahnelerinde mecha unsurları var, mecha sevenler bunu da sever. Bana ilk başlarda büyücülük teması ve bazı sahnelerin çizimleri biraz garip hissettirmiş olsa da sonradan alıştım. Fakat animenin hiç de hafife alınamayacak eksileri var. İlk göze batan eksilerinden biri karakterleri. Bildiğimiz tipik anime karakterleri, fazlasıyla demode geldi bana karakterler.

Her animede bulunan aptallıkta sınır tanımayan ana karakter, onun cool davranan ve arkadaşları için her şeyi yapan kankası, ana karaktere deliler gibi aşık olan ama açılamayan başrol kız, olmazsa olmazımız şımarık tsundere kız, bir halta yaramadığını bilen ama yine de vazgeçmeyen yan karakter, aşk rakibiyle kardeş gibi olan “iyi olan kazansın” mantığındaki yan karakter ve diğerleri. Ayrıca serideki her dişi varlığın ana oğlana aşık olması saçmalığı da hafife alınacak gibi değil bence.

Hadi karakterlere bir süre sonra mecbur alışıyorsun ama diğer büyük eksisi serinin işlenişinin yavaşlığı. Animenin ilk 2 bölümü ilgi çekici ve gayet iyi ama ondan sonrası sıkıcı ve boş geçiyor, daha çok laylaylom takılıyorlar ve ben ortalarda biraz sıkıldım diyebilirim. Ama sonlara doğru anime boyut atlıyor resmen, aşırı heyecanlı oluyor ve baya keyif almaya başlıyorsun. 18. bölüme kadar her şeyi bildiğinizi sanıyorsunuz ama sonra hiçbir şey bilmediğinizi fark ediyorsunuz. Fakat diğer büyük eksi ve en can sıkıcı olanı da burda geliyor. Tam da işte şimdi eğlenceli ve heyecanlı olmaya başladı, her şey asıl şimdi başlıyor derken anime final yapıyor. İkinci sezonu da asla gelmiyor. Yani bi 10-12 bölüm boş takılacaklarına sadete gelselerdi ikinci sezona bile gerek kalmadan tek sezonda dolu dolu bölümlerle olayı kapatabilirlerdi.

Yani karakterlerin demodeliğine alışırsın, işlenişin yavaşlığını kabullenirsin başrolün ortama ve olaylara alışma süreci olarak kabul edersin ama tam da her şey heyecanlı olmaya başlamışken yarım yamalak bitirmek ve devamını getirmemek... animenin en büyük eksisi ve iyi yerlere gelmesini engelleyen unsur da bu bence.

Bunların dışında seride sonlara doğru ortaya çıkan başka bir kadın karakter de Akatsuki no Yona'daki Yona'nın tıpatıp kopyası resmen ama bu konuyu açmadan kapatıyorum.

 

Kısacası, maalesef güzel olabilecekken batırmışlar animeyi. Açıkçası bu vakitten sonra da light novel okumaya başlayamam. Neden doğru düzgün animeye uyarlamıyorlar ki sanki. Bu tam keyif almaya başlamışken yarım yamalak kalma hissinden nefret ediyorum. Ama yapacak bir şey yok, durum bu.

Sonlara doğru oluşan heyecan ve keyif için izlemenizi önerebilirim ama tüm bunların bilincinde izlemeye başlayın izleyecekseniz.

 

 

_____________________

cr: animefantastica.com


23 Nisan 2026 Perşembe

After The Rain

 

Tür: Romantik, Dram, Seinen


Bölüm: 12


Yıl: 2018
 
Konusu:
Akira Tachibana, eskiden koşu kulübünün bir üyesi olan fakat sakatlığı yüzünden koşu kulübünü bırakmak zorunda kalan bir lise öğrencisidir. Yardımcı olarak bir aile restoranında yarı zamanlı çalışırken, açıklanamayacak bir şekilde, boşanmış ve bir oğlu olan 45 yaşındaki müdürüne aşık olur. Ona neden aşık olduğunu tam olarak açıklayamamasına rağmen, Akira birisine aşık olmak için sağlam bir sebebe ihtiyacın olmadığını düşünür.
Yağmurlu bir günde, sonunda müdürüne nasıl hissettiğini söylemeye karar verir... Ama o bunu nasıl karşılayacaktır?

 

 

Bu anime için "önyargılı yaklaşmayın ve izleyin" tarzında çok fazla yorum gördüğüm ve herkes tarafından çok beğenildiği için tereddütlerime rağmen izlemeye karar verdim. Genel olarak baktığımızda gayet seviyeli buldum. Son derece tabu bir konsepti gerçekçi bir şekilde ele almışlar, seinen etiketi almasının sebebi de animenin genel, yani ele aldığı aşk konusu. Anime aslında kaçış, kaybedilen hırslar, tutku ve hepimizin ilişkilendirebileceği ve birçok insanın kalbine dokunabilecek daha birçok duygusal konu hakkında. Aslında tam olarak romantizm bile değil, sevdiğiniz şeyi yapamadığınızda karşılaşabileceğiniz fark edilmeyen kederi sunan bir anime, kaçış üzerine bir anime, gençliğin güzelliğini ve saflığını (tipik klişe bir şekilde değil) sunan bir anime. Uygunsuz bir aşk hikayesinden farklı. Animenin asıl olayı, zorlu konusunu nasıl ele aldığı. Ne çok fazla pedofiliye kadar gidiyor ne de görünüşte yetişkin bir konuyu sert bir tonda temsil etmeye çalışıyor, daha ziyade melankolik bir hayattan kesitler havasını tercih ediyor - karakterlerin iç çatışmaları görsel sembolizm ve anlamlı diyaloglarla ince bir şekilde gösteriliyor. İki ana karakterimiz arasındaki ilişki yüceltilmiyor. Bu sayede zaten beni irite etmedi. Hiçbir şekilde beni bu ilişkiyi desteklemeye zorlayacak bir anlatım olmaması sayesinde de animenin tamamını izleyebildim. Ayrıca sadece bu ikili arasındaki romantik ilişkiyi değil de başka konulara da yer vermeleri sonuna kadar izleyebilmemde yardımcı olduğunu düşünüyorum.

Ama yine de bu kadar büyük bir yaş farkına gerek var mıydı diye düşündürüyor beni. Bu yaş farkı olayının da amacı neydi hani?! Anime gençlikle, hayallerle, duygularla ilgili hayattan çok güzel, tatlı, gayet doğal ve gerçekçi mesajlar içeriyor, aşk konusunu da işlemek için buna gerek var mıydı yani? Belki de bu şekilde daha çok ilgi çekici ve daha akılda kalıcı olduğu içindir bilemeyeceğim. Gerçi finali de neden izledim ki dedirtti bana şahsen, yani bu ikili arasındaki romantizmin amacı neydi sonucu neydi???

 

Her ne olursa olsun anime hakkında tek bir kötü yorum ve eleştiri falan görmedim, büyük ihtimalle seviyeyi iyi korumaları sayesinde ama yine de bu kadar büyük bir yaş farkı eleştiriyi her şekilde hak ediyor diye düşünüyorum, onu da ben yapmış oldum. Ana karakterlerin arasındaki yaş farkı biraz daha az olsaydı benim tarafımdan daha kabul edilebilir olabilirdi. Fark 10 yaş olsa neyse de, 28 yaş... bana göre aşırı ve tabii ortada reşit olmayan bir kız cocuğu var.

 

Final olarak, bana göre çelimsiz bir finaldi. Son bölüme kadar iyi giderken, finalde boşa izlenmiş bir anime hissi yarattı bende. Daha iyi bir final olmasını isterdim, daha sağlam ele alınır bir şeyler olmasını, bir nokta konulmasını falan beklerdim, özellikle böyle kritik bir konusu olan bir seri için ama böyle tercih edilmiş.

 

Sonuç olarak, yavaş ve sakin ilerleyen, biraz tatlı biraz da rahatsız hissettiren, ama hassas ve tehlikeli bir konuyu ele almasına ragmen üstesinden iyi gelinmiş bir seri istiyorsanız After The Rain izleyebilirsiniz.


14 Nisan 2026 Salı

Death Parade

 

Tür: Oyun, Psikolojik, Gerilim, Gizem, Dram


Bölüm: 12


Yıl: 2015
 


Konusu:
Öldükten sonra insanlar ya cennete gider ya da cehenneme. Fakat, Death Parade'de insanlar ölünce ruhları gidecekleri son duraktan önce gizemli barlara yollanır. Burada onları bir barmen ama aynı zamanda bir yargıç olan birisi karşılar. Bu yargıçlar ölen insanlara son hükümlerini vermek için oradalardır. Bizim izlediğimiz bar olan Quindecim’deki barmen Decim adındaki beyaz saçlı bir yargıçtır. Bara gelen insanlar öldüklerinin farkında değillerdir ve hatta yakın geçmişlerini bile hatırlayamıyorlardır. Yargıç ise tam tersine ölen şahısların tüm hafızalarına sahiptir. Yargıç, kafası karışık ve ölü olduklarını bilmeyen insanlara Ölüm Oyunları ile meydan okur ki bunlar, hayatlarını riske attıkları ve gerçek yüzlerini gösterdikleri oyunlardır. Bu oyunlar ilk bakışta basit görünen şeylerdir. Bilardo oynamak, dart oynamak, kart oynamak gibi. Fakat insanlar oyunlarını oynadıkça hafızalarını geri kazanmaya başlarlar ve akabinde de ölü olduklarını hatırlarlar. Bu işlem sırasında ise doğal olarak ruh halleri değişir ve yargıcın dediğine göre karanlık tarafları açığa çıkar. Decim de insanlar gelmeden önce elde ettiği hafızalarına ve oyunlar esnasındaki davranışlarına göre kimin kazanıp kimin kaybettiğine, kimin cennete kimin cehenneme gideceğine dair yargıçlık yapıp hükmünü verir. Anime'ye göre aslında cennet ya da cehennem yoktur. Ölenlerin ruhu ya yeniden doğuş için reenkarnasyona gider ya da sürekli bir düşüş halinde olan sonsuz boşluğa gönderilirler.

 

 

Genellikle manga kökenli olan animelerden ziyade, Death Parade, Madhouse tarafından Genç Animasyoncuların Eğitim Projesi'nin “Anime Mirai 2013” etkinliği için üretilen "Death Billiards" adlı kısa filmden uyarlanmış.

 

Ölumden sonraki hayat her zaman ilgi çekmiştir. Death Parade de bu konu hakkında kendine has bir alternatif sunuyor. Anime ilk bölümden itibaren sizi kendine çekiyor. Anlatım biçimi ve işlenişi oldukça ilgi çekici ve merak uyandırıcı.

Anime'de başka barlar ve yargıçlar da bulunmakta ama biz genel olarak Quindecim’de olup bitenleri izliyoruz. Bu yargıçların insani duyguları yok, yargılamalarını sadece insanların hafızalarına ve içlerindeki karanlığa göre yapıyorlar, peki bu ne kadar doğru? Decim'in yanında asistanlık yapmaya başlayan siyah saçlı kızımız da bu yargılama biçimini sorguluyor ve olaylar bu noktadan sonra patlak vermeye başlıyor. Peki bu kız kim ve olayı nedir, izleyip görmenizi öneririm. Ayrıca izlerken sizin de sorgulayacağınız şeyler olacaktır.

Death Parade’in en büyük kozu izleyenine sunduğu dram ve dramın getirdiği duygusal anlar. Özellikle bölümlerin sonları yaklaşırken insanların öldüklerini hatırlamaları ve yaşadıkları buhran çok iyi yansıtılmış. Ölü olduklarını anlayan ve sevdiklerini bir daha göremeyeceklerinin farkına varanların yaşadığı duygusal çöküntüler sizleri de etkiliyor. Anime ilk başlarda bu insanlar niye ölmüş diye merak ettiriyor ve sonra adeta damardan girerek sizi etkiliyor. Her bölüm ayrı bir merak ve heyecanla ilerliyor, kendini tekrar etmiyor, bu sayede de sıkılmıyorsunuz.

 

Açıkçası finali bana biraz aceleye getirilmiş hissi verdi. Sanki işlenilecek en azından bir bölümlük daha olaylar varmış gibiydi ama sonuç olarak anime final yapmış durumda. İkinci sezonun gelmesi olası değil, her ne kadar bekleyenler olsa da.

 

Kısacası, Death Parade’i her bölümünde farklı bir hikâye barındıran sıra dışı bir anime olarak tanımlayabiliriz. Aksiyona, fantastik olaylara ve benzerlerine alternatif arıyorsanız Death Parade bence bir göz atılmayı hak ediyor. Ben sıkılmadan izledim ve oldukça keyif aldım.

 

 

________________________________

cr: turkanime.tv; anime-inceleme.com


Tsurezure Children

 





Tür: Romantizm, Okul, Komedi


Bölüm: 12


Yıl: 2017
 


Konusu:
Liseli birkaç çift öğrencinin romantik komedi hikayelerini ayrı ayrı ele alan bir seridir.
Net ve uzun bir konusu yok, farklı farklı lise öğrencilerinin ilişkilerini yaşama şekillerini izliyoruz.

 

 




Öğrenciler arasındaki çeşitli ilişkileri gösteren bu basit anime bana göre bu basitlik sayesinde gayet gerçekçi olmuş, bunun yanında komedi de eklenmiş. 12 dk'lık kısa bölümlere sahip olduğundan izlerken sıkmıyor, kıvamında hissettiriyor. Öyle mıç mıç romantik animeler gibi değil de daha bizden hissettirdi nedense. İzlerken lise yıllarınıza gidebilirsiniz ^^  Bölümlerin süresinin çok uzun olmaması ve sadece tek bir çifti ve ilişkilerini anlatmak yerine birkaç tane çiftin anlatılması animeyi sıkıcı yapmaktan kurtarmış diye düşünüyorum kendi adıma. Benim gibi çok da romantik anime sevmeyen birinin bile kolayca izlemesi bundan kaynaklanıyor bence. Fakat romantik anime sevenler için aynı şey geçerli değildir diye düşünüyorum. Animenin süresinin normale göre kısa olmasının avantajları var ancak bununla beraber birçok dezavantaj da sağlıyor. Her ne kadar bu kısalık iyiymiş gibi görünse de anlatımı baltalayan büyük ve tehlikeli bir unsur. Evet, ele aldığı konu itibarı ile harika bir anlatım gerektirmiyor olabilir. Fakat 12 bölümde birkaç çiftin hikayesini de eşit şekilde anlatmaya gelince eksik kalıyor. Çiftler arasında bazılarının üzerine daha fazla düşüldüğü bariz şekilde ortada. Bu da eksiklik hissi veriyor biraz.

Animenin kısa hikayeler halinde bir manga serisi bulunuyor. Animeyi izleyip de tadı damağında kalan olursa mangasını okuyabilir. Fakat mangayı baştan okumanız gerekli, çünkü animeyi mangadan istedikleri kısımları alarak uyarlamışlar. Ben okumadım ama sevenleri epey eğlenceli olduğunu söylüyor ^^


Back Street Girls: Gokudolls

 

Tür: Absürt Komedi, Ecchi


Bölüm: 10


Yıl: 2018
 
Konusu:
3 Yakuza üyesinden oluşan bir grup, önemli bir işi berbat edip teşkilatı büyük zarara uğrattırlar, bu büyük zararı karşılayabilmeleri için patronları onlara iki seçenek sunar: Ya organ mafyasına satılacaklardır ya da eğlence sektörünün en çok para kazandıranları "kadın" idol olmak için Tayland'a gidip cinsiyet değiştirme ameliyatı olacaklardır. Pek seçenek hakkı bırakılmadığı için İdol olmayı seçerler. Ameliyat ve iyileşme süresinin ardından tamamen genç kız gibi düşünüp davranmaları için zorlu bir yıllık eğitimden geçtikten sonra Gokudo ruhuyla (Yakuza Yolu) yaşayan 3 elemanımız "Gokudolls" adıyla çıkış yaparlar. Hiç tahmin etmedikleri şekilde aşırı popüler olurlar fakat patronları kazandıkları ünü yetersiz bulur ve asıl trajedi şimdi başlıyordur. Onları daha da ön plana çıkartmak için çeşit çeşit yollar deneyecektir.


Seri her bölümde birbirinden bağımsız gibi gözükse de milim milim konuyu ilerleten birkaç farklı kısa bölme ile Gokudolls’un ülke çapında ün kazandırma denemeleri çerçevesinde gelişen trajikomik olayları işliyor. Zira Gokudolls için çalışan personelleri bile onların transgender olduğunu bilmiyor ve o zamana dek erkek oğlu erkek yakuza gibi yaşayan bu üç kafadarın genç kız gibi düşünüp davranma girişimleri birçok yan bölmenin konusu olan olaylara sebep oluyor.

Seri cinsel tercihlerden gruplarını fanatikçe savunup destekleyen hayranlara, zamanla değişen onur algısından gün geçmeden bir yenisi eklenen taciz iddialarına dek sayısız tabusuz kavramı rahatlıkla kendisine konu edebiliyor. Bunda da zorlanmıyor. Japon (ve Kore) idollerin randevuya çıkamama kuralı, ücretli el sıkışma seansları, idol hayranlarının satışları yüksek gösterip favori grubunun ömrünü uzatmak için aynı albümden üst üste almaları, gazetelerin fazla satış için “filanca idol yanında bir erkekle otele girerken görüntülendi” tarzı asparagas haberler yapması ama ajansların bunu “reklamın iyisi kötüsü olmaz” mantığıyla engellememesi gibi konular serinin gerçek hayatla olan kesişimini temsil ediyor. Gokudolls’un bazı bölümlerde üyelerin intiharı bile düşündükleri anlatılıyor. Aslında bu da pek şaşırtıcı değil zira Japon idol tarihi 20 yaşına gelmeden intihar eden isimler barındırıyor. Japonya’daki idol sektörünü konsept olarak sıkılaştırarak uygulayan Güney Kore’deki intihar oranlarının da yüksek olduğu biliniyor. Serinin ilk bölümünde bahsedilen ve “BKB48 diye bir grup varmış, sağlam para kaldırıyorlarmış” denilen kısımda gelmiş geçmiş en kalabalık (ve en çok para basan) idol grubu olan AKB48’e gönderme bile yapılıyor.

Tüm dünyada geçerli modern popüler kültürün ve eğlence sektorünün korkunç, eğlenceli ve bir o kadar dram dolu hikayesi yapılmış bu animede.

LGBT temalı bir komedi animesi yapmak çok da kolay bir iş değilken, bunu yaparken sadece güldürmeyi hedeflememesi ve bazı konulara da ince dokunuşlar yapması takdir edilesi. Sadece kendi kendisini tekrarlamayan bir komedi yapmak bile kendi içinde zor bir şey iken zoru başardıklarını söyleyebilirim. Back Street Girls tek kelimeyle dört dörtlük bir mizah vaat ediyor. Üst üste gelen esprilerle izleyiciyi adeta yan elementleri algılayamayacak hale getiren serinin aslında teknik olarak çok da ortalama bir yerde olmadığı açıkça ortada. Bu ezber bozan bir komedi! Bu animede erkekliğin kitabı yeniden yazılıyor!

 

Ayrıca grup isimlerine değinmeden geçemeyeceğim, isimlerini ben çok beğendim şahsen. Samurayların "Savaşçının Yolu" anlamına gelen ve sadakat, öz disiplin, cesaret ve ölüme kadar saygıyı vurgulayan "Bushido"su gibi, yakuzaların da kötülük, şeytanlık, kaba olmak, patrona ve aileye sadakat kavramını vurgulayan "Ekstrem Yol" anlamına gelen "Gokudo"su vardır. Gokudo Japonya'da yakuzaların kendine verdiği isimmiş.Yakuza kelimesinin yumuşatması gibi değil de direkt kendilerini böyle adlandırıyorlarmış. Çünkü yakuza kelimesi daha aşağılayıcı bir terimmiş. Kelimenin kökeni eski bir Japon kart oyununa dayanıyormuş ve bu oyunda 893 (ya-ku-sa) olabilecek en kötü el, yani "değersiz el" anlamına geliyormuş. Gokudolls, cinsiyet değiştirip kadın idol olan yakuza elemanlarına verilecek en güzel isimmiş gerçekten :D

 

 

Son olarak.

Bir solukta izleyeceğiniz bu müthiş anime sizlere ancak sadakat kavramının son noktasında yaşananabileceklerden bir kesit sunuyor. Yakuzalara ilgi duymayanlara ya da hiç anime izlemeyenlere bile kendini izlettirebilecek bir özelliğe sahip. Konusu zaten yeterince ilginçken animenin işlenişi de seslendirmesi de dahil olmak üzere yeterince iyi olmuş bence. Benim gibi absürt komedi severlerin bayılacağı bir seri, aslında buna dramla karışık abzürt komedi desek daha doğru olur. Hatta absürtün en absürtü olaylar silsilesi resmen ^o^;; İzlerken asla sıkılmayacağınız, hatta bazı kişiler için gülmekten ağlayacağınız bir seri olabilir. Animelerle aşinalığınız çok da olmasa bile ayırdığınız zamanının karşılığını alacağınız bir seri arıyorsanız bunu kesinlikle izlemenizi öneririm!

 

 

_______________________________

cr: turkanime.tv; kahramangiller.com


8 Eylül 2025 Pazartesi

Ping Pong The Animation



Tür: Spor, Dram, Psikolojik, Seinen


Bölüm: 11


Yıl: 2014
 
 
Konusu:
Lakabı “Smile(Gülücük)” olan Makoto Tsukimoto, kendi halinde sessiz sakin bir lise öğrencisidir ve Ping Pong'la sadece vakit öldürmek için ilgilenir. Çocukluktan beri arkadaş olduğu Peco lakaplı Yukata Hoshino ise tam aksine enerjik, dışa dönük ve azim ile dolup taşan biridir ve dünyanın en iyi masa tenisi oyuncusu olmayı hedefliyordur. Smile ve Peco her gün birlikte masa tenisi oynarak büyüyen iki arkadaştır. İkisi de mahallelerindeki masa tenisi kulübüne gitmektedirler ve ikisinin de bu spor için doğal bir yeteneği olsa da Smile'ın kişiliği ve mantalitesi, Peco’ya karşı maç kazanmasına engel olmaktadır. Fakat Smile'ın yeteneğini sezen kulüp hocaları onun mücadeleci bir kişiliğe bürünmesi için motive etmeye çalışır.
Japonya'nın dört bir tarafından öğrenciler uluslararası alanda ün sahibi olabilmek ve kendini kanıtlamak için her yıl düzenlenen üst düzey bir masa tenisi turnuvasına katılırlar. Peco ve Smile'ı da bu turnuvada izleyeceğiz.

 

 

Masa tenisini arada bir vakit öldürmek için öylesine oynayan biri olarak bu animeye biraz hazırlıksız yakalandım diyebilirim. Anime içerisinde (sıklıkla) kullanılan terimlerin, masa tenisine özgü oldukları için çoğu izleyicinin kafasının karışmasına neden olabilir. Zira "uzun tırtık nasıl bir şey acaba?", "bu şimdi backhand miydi forehand mi?", "hangisi penholder oluyordu?" gibi soruları sorup anlayana kadar zaten kısa süren maçlar bitiyor. Açıkçası ben bu spor hakkında birçok kuralı ve detayı bu animeden öğrendim. Her ne kadar durum böyle olsa da Ping Pong The Animation animesinin adından da anlaşılacağı üzere bir spor animesi olduğunu göz ardı etmemek lazım. Masa tenisi bireysel bir spor, o yüzden burada takım çalışmasıyla bir şeyler yapılan sporlarla kıyaslamamak lazım, çünkü burada güçleneyim rakiplerimi yeneyim tipi bir hikaye anlatılmıyor, Smile'ın ve diğer karakterlerin kendisiyle yüzleşmesi ve karakter gelişimi konu ediliyor. Genellikle masa tenisiyle yakından ilgilenen izleyicileri hedef alıyor olsa da hikaye açısından herkesin kendine bir şeyler katabileceği türden olması animenin en güzel yanı sanırım. Masa tenisi odak noktası olsa da karakterlerin kişisel hayatlarını ve gelisimlerini de ele alması ve izleyiciye sunması doğru bir seçim olmuş, çünkü masa tenisi gibi bir sporun sınırlarını zorlayıp sürreal bir yolda ilerlemek ve riske girmek yerine, masa tenisini bir basamak olarak kullanıp karakterlere özel hikayelere yoğunlaşmaları daha büyük bir kitleye hitap etmelerini sağlıyor. Ayrıca vermek istedikleri mesajı iyi bir şekilde izleyiciye iletmeleri de kaliteyi yükseltiyor.

Ayrıca Pinpon topunun masa ve raketler arası gidişlerindeki tık tuk sesleri de kulağa çok hoş geliyor

Seslendirme sanatçıları ise çok başarılı. Hikayeye tam anlamıyla adapte olmuşlar ve çok iyi bir iş başarmışlar. Karakterlerin seslendirmesini yapan kişiler, bazı arka plan karakterleri hariç tamamen sektöre yeni giriş yapmış kişilermiş. Başroldeki Smile karakterini seslendiren Kouki Uchiyama bunlar arasından sıyrılan son dönemde popüler olmuş bazı serilerde başrol seslendirmesi yapmış biri olsa da mesela Peco ve China karakterlerinin seslendirmesini yapan kişilerin ilk işleriymiş.

 

Gelelim animenin en kritik noktasına. Bu animeyi sevmenizdeki ya da sevememenizdeki en önemli unsur kesinlikle çizimleri, çünkü normalin epey dışında olan çizimler ve animasyonlara sahip. Ping Pong The Animation, hikayesine nazaran grafik konusunda riske girmeye karar vermiş olacak ki animeyi aralara biraz animasyon serpiştirilmiş bir manga olarak izleyicinin beğenisine sunmuş. Standartları açıkça reddetmiş olan bu animenin çizimlerini farklı olduğu için sevenler de oluyor sevmeyenler de. Ben sevemeyenlerdenim. Şimdiye kadar birçok sıradışı ve kötü çizimleri olan anime izledim ve bir şekilde hepsine alışıp kabullendim ama bu bana göre şimdiye kadarki en kötüsü. 20. yüzyılda yapılmış animelerden bile daha kötü çizimlere sahip olan bu animede güzel veya yakışıklı olarak lanse edilen karakterler bile rahatsız edici geliyor. Çizimlerin kötü olması izleyicinin hikayeye yoğunlaşmasını da ciddi anlamda zorlaştırıyor. Çünkü karakterlerin yüz ifadelerinin belirgin bir şekilde çizilmemesinden ötürü verilmek istenilen duygunun izleyiciye ulaşması imkansızlaşıyor. Öncekilerde olduğu gibi buna da alışırım dedim ama olmadı. Yine de sırf çizimleri kötü diye bir animeyi izlemekten vaz geçen tipte biri değilimdir, her ne kadar çizimler adaptasyon ve beğeni oluşturma konusunda çok büyük rol oynasa da bir anime sadece bundan ibaret değildir. Maalesef eğer çizimleri daha normal olsaydı daha iyi yerlere gelebileceğini düşünüyorum ama bunu çok da önemsemiyorlar heralde. Yine de Ping Pong The Animation, bu riskli çizimlere rağmen hikayesiyle tutunabilmiş bir anime.

 

 

Sonuç olarak, animasyona ve çizimlere çok önem veriyorsanız ve masa tenisiyle de çok ilgili değilseniz bu anime sizi çok zorlar. Fakat son dönemlerdeki içi boş ama bir sürü renk ve ışık efektiyle süslenip gövde gösterisi yapan animelerden sıkıldıysanız ve farklı bir şeyler arıyorsanız masa tenisiyle çok alakanız olmasa bile sevebilirsiniz. Ben mesela her ne kadar masa tenisiyle çok içli dışlı olmasam da çizimlerine rağmen izleyebildim, hikayesi beni son bölüme kadar taşıdı. Burda neye önem verdiğinize göre değişiyor işler.

 

 

 

_________________________________________________

cr: turkanime.co; animemangatr.com; anime-inceleme.com

 


23 Ağustos 2025 Cumartesi

Paranoia Agent (Mousou Dairinin)

 


Tür: Gerilim, Gizem, Dram, Psikolojik, Şizofreni, Polisiye, Doğaüstü Güçler, Sürrealizm, Avangart, Ödüllü


Bölüm: 13


Yıl: 2004
 
 
Konusu:
Tokyo bir süredir kimliği bilinmeyen bir şahıs tarafından gerçekleştirilen vur-kaç saldırıları ile çalkalanmaktadır. Kurbanlar saldırganı, altın renkli patenleri ve eğilmiş altın renkli bir beyzbol sopası olan, ilkokul seviyesinde bir çocuk olarak teşhis etmektedir. Halk arasında Shounen Bat (sopalı genç erkek manasında) olarak adlandırılan saldırgana ilişkin vakaları incelemekle görevlendirilen polis dedektifleri Keiichi Ikari ve Mitsuhiro Maniwa çalışmalarına ilk kurban, son zamanlarda viral olan köpek karakter Maromi'nin yaratıcısı Tsukiko Saki'yi sorgulayarak başlarlar. Dedektifler ilk başta olayı pek ciddiye almaz. Hatta uydurma bile sanırlar. Fakat ikinci vaka da meydana gelince “ Shounen Bat” efsanesi giderek yayılmaya ve işin içinden çıkılmaz bir hal almaya başlar. Parçalar bir araya gelmeye başladıkça, olayların yalnızca kriminal boyutla sınırlı olmadığı anlaşılır.

 

 

Satoshi Kon, Paranoia Agent’ta oldukça ilginç bir yaklaşım sergilemiş. Diğer animelerle kıyaslayınca Paranoia Agent, özellikle kurgusal açıdan baya başarılı bir iş. Tekdüze bir anime anlatımı yerine geçişler, kurgusal değişimler ve senaryoda farklı zaman kullanımları ile Paranoia Agent sadece hikayesiyle değil teknik açıdan da oldukça başarılı bir anime. Seyircisini sıkmayan, ekran başında tutmayı başaran bir yaklaşımı mevcut.

Çizimleri bakımından Paranoia Agent’ta büyük gözlü klasik anime karakterlerinden ziyade daha gerçekçi, gerçek çekik gözlü Japon karakterleri kullanılmış. Yani karakterlerin çoğu gerçek hayatta karşınıza çıkabilecek cinsten. Çizimlerin kalitesi de gayet yerinde. Ama yine de çok kaliteli çizimler aramamanızı öneririm, ki bu animenin asıl özelliği zaten konusu ve kurgusu.

Anime, sokaktaki sıradan vatandaş ile ofislerine kapanmış stresli insanlar arasındaki farkı hem iş, hem polisiye hem de çocuklar üzerinden elinden geldiğince anlatıyor. Bunu da her bölüm odaklandığı farklı karakterler üzerinden yapıyor.

Satoshi Kon’un bunu anlatış şekli ise oldukça ilginç. Kişiden kişiye, konudan konuya atlayarak çoğunluklu absürt bir dil kullanıyor. Absürt kısmı ise beni oldukça eğlendirdi.

Neredeyse her bölümde yepyeni bir insanla karşılaştığımız animede herkes gerçek dünyadan kopmuş durumda. Polislerin tek bir sorusu aslında animenin bütün sorularına kısmen cevap verebilecek nitelikte:

 

“Gerçek ile hayal ayrımı yapamayacak kadar gerizekalı mısın?”

 

Paranoia Agent oldukça kafa karıştırıcı bir anime. Adında olduğu gibi hikayede durdurak bilmeyen bir paranoya durumu mevcut. İnsanların kararları, yaptıkları, şehrin içine düştüğü durum ve bunun tek sebebinin altın patenli ve beyzbol sopalı bir çocuğun olması.

Birçok karakter arasından bir tanesini kendinize yakın bulup dışarıdan kendinize de eleştirel bir gözle bakabileceğiniz Paranoia Agent, gerçek hayatın biraz, belki de fazlasıyla abartılı bir yansıması gibi.

Satoshi Kon'un tarzını yansıttığı en önemli animelereden biri.

Aslında çok derin ve üzerine uzun uzun konuşulacak bir seri ama spoiler vermekten nefret ettiğim için çok derinlere inmeden ufak bir yorumlama yapmaya çalışıyorum. Animenin derinlemesine incelemesini zaten izleyip kendinizin yapmasını öneririm, çok da zor değil aslında anlatılmak istenileni anlamak. Son bölüme geldiğinizde kafanızda her şey oturacak zaten.

Bölümlerden bahsetmişken son olarak buna da iki kelam edeyim bari.

Paranoia Agent, 13 bölümlük kısa bir seri ve bu yüzden de olayların çabuk geliştiğini düşünebilirsiniz. Hikaye açısından fazlasıyla başarılı olsa da ilginçtir ki 13 bölüm bu anime için fazla bile gelmiş hissi veriyor. Anime oldukça heyecanlı bir şekilde başlıyor, ilk bölümler seni alıp ardından sürüklüyor ama yedinci bölümden sonra animede performans düşüyor, özellikle de 7 ile 11. bölümler arası filler bölümler gibi olmuş resmen. Bu bölümlerde senaryo ilerlemiyor ve Shonen Bat'ın yaptıklarını, halk arasında dolaşan dedikodulara tanıklık ediyoruz. Bu bölümler de fena sayılmaz ama asıl hikayeden baya koparıyor seni ve animenin o eşsiz havasını kaçırıyor bence. Ardından son iki bölüm yeniden toparlanarak iyi kötü bir final ile son buluyor. Hatta son bölümlerde sürrealizm tavan yapıyor. Açıkçası animenin sürrealizmi en beğendiğim şeylerden biriydi diyebilirim.

 

Sonuç olarak Paranoia Agent bazı bölümleriyle eksi verebileceğimiz bir anime ama izlediğim en ilginçlerinden birisi. Yine de izlemeye değer diye düşünüyorum. Eğer siz de psikolojik ve karışık içeriği olan bir anime arıyorsanız Paranoia Agent’i öneririm ama bahsettiğim eksi yanlarını dikkate alarak izlemenizi tavsiye ederim.

 

 

_____________________________________________

cr: turkanime.co; anime-inceleme.com; arakatmag.art


Tokyo Ravens

  Tür: Shounen, Süper Güçler, Doğaüstü Güçler, Büyü, Aksiyon, Fantazi, Romantik, Komedi Bölüm: 24 Yıl: 2013 - 2014   Konusu: Eskiden Tokyo’d...