5 Haziran 2023 Pazartesi

Mob Psycho 100


Tür: Aksiyon, Hayattan Kesitler, Komedi, Doğaüstü Güçler
 
Sezon 1
Bölüm: 12
Yıl: 2016
 
Sezon 2
Bölüm: 13
Yıl: 2019


Sezon 3
Bölüm: 12
Yıl: 2022

 
+ Special serisi:
  • Mob Psycho Mini - 6 bölüm (2016 - 2017)
 
+ Movie:
  • Mob Psycho 100: Reigen - Shirarezaru Kiseki no Reinouryokusha (2018)
 


OVA:
  • Mob Psycho 100: Dai Ikkai Rei toka Soudansho Ian Ryokou - Kokoro Mitasu Iyashi no Tabi (2019)
 
 
Konusu:
One Punch Man’in yaratıcısının eseri olan, hem içerik hem de çizimleri bakımından One Punch Man'e oldukça benzemesi sayesinde hepimizin ismini bildiği Mob Psycho 100’da olaylar doğaüstü güçlere sahip olan ortaokul öğrencisi Shigeo Kageyama etrafında dönüyor. Tıpkı One Punch Man’de Saitama nasıl olağanüstü fiziki güçlere sahipse Kageyama da olağanüstü psişik güçlere sahiptir. Sıradan, fiziksel olarak vasat ve göze batmadığı için ustası Reigen tarafından Mob (Japonca’da göze batmayan, arka plan karakter anlamında) olarak çağırılan Kageyama, eşi benzeri olmayan bir yeteneğe sahiptir. Ayrıca saf olduğu için Reigen’i ustası bilmekte ve duyduğu her şeye inanmaktadır. Her ne kadar Mob, Arataka Reigen’i ustası olarak görse de Reigen, 300 yen karşılığında ona kötü ruhlar karşısında güçlerini (güya kendisi o kadar güçlüdür ki her işi deneyim kazansın diye Mob’a bırakır) kullandırır. Fakat ara sırada öğüt vermeyi de ihmal etmez. Örneğin yeteneğini asla insanlar üzerinde kullanma gibi. Bahsettiğim gibi ana karakterimiz Mob, tıpkı Saitama gibi adeta fark edilmeyen bir görünüme sahip olsa da psişik güçleri eşsizdir. Ruhları tek hamlede yok edebilmekte, en güçlü düşmanlarını zorlanmadan savuşturabilmektedir. Mob, oldukça sakin ve pasif bir kişiliğe sahiptir ama onun da sabrı zorlandı mı sinirlenebilmektedir. Ve Mob’un sinir sayacı 100’e (Mob Psycho 100’deki 100 buradan geliyor) ulaştığında emin olun Saitama bile karşısında zor anlar yaşayacak bir duruma gelmektedir.
Animede Mob’un güçlerini kullanmasını ve etrafındaki diğer psişik güçleri olan kişilerle yaşadığı etkileşime tanıklık ediyoruz. 






Sevilen seri One Punch Man arasındaki benzerlik sayesinde dikkatimi çekmişti benim de. Birçok açıdan baya benzese de hikayesi çok daha farklı tabii. Ve farklı olan başka bir şey de baş karakterimiz Mob'un Saitama gibi daha en başından gücünün doruğunda olmaması, zamanla adım adım gelişmesi. Bunun nedeni belki de Mob'un Saitama gibi yetişkin değil de hala bir ortaokul cocuğu olmasıdır. İki karakter de saf aslında ama çocuk olduğundan Mob'un saflığı daha bir sevimli gelebiliyor. Saitama reisin havası daha farklı hissettiriyor doğal olarak. Bunun sayesinde iki seri arasındaki fazla benzerlik sıkmıyor ve sevimsiz gelmiyor bence, farklı bir anime, farklı bir karakter izlediğini hissedebiliyorsun.

Aksiyon açısından da komedi açısından da başarılı bence, iki türü de güzel yansıtıyor ve saf karakterimiz Mob'u izlemek eğlenceli geliyor ^^ 

 

 


_________________________

Kaynak: anime-inceleme.com

Cowboy Bebop


Tür: Aksiyon, Macera, Komedi, Dram, Bilim Kurgu, Uzay


Bölüm: 26


Yıl: 1998 - 1999
 


  • Cowboy Bebop: Yose Atsume Blues (OVA) 1998
 


  • Cowboy Bebop: Tengoku no Tobira (Movie) 2001



Konusu:
2021 yılında gezegenler arasında seyahat mümkün hale gelmiştir. Ancak, gezegenler arasında ulaşımı sağlayan atlama ağında büyük bir düzensizlik bulunmaktadır. İhmal edilen bu aksaklık sistemde büyük bir felakete yol açar. Ay'da bulunan atlama geçidi infilak eder ve Ay yüzeyinde büyük bir delik oluşur. Patlama sonucunda Ay'dan kopan parçalar Dünya yüzeyine düşer ve süreğen bir meteor sağnağına yol açar. Bu olay Dünya yüzeyinin büyük bir bölümünü ve milyarlarca insanı yok eder. İnsanların büyük bir bölümü yer altına sığınır. İmkanı olanlar Mars ve Venüs gezegenleri ile yaşam koşulları oluşturulan bazı astreoid ve Jupiter uydularına yerleşirler.
Cowboy Bebop, bu olaydan 50 yıl sonra, 2071 yılından başlayarak gerçekleşen olayları konu alır. Bu yıllarda dünya suç içinde yatıyordur. Neredeyse herkes suçludur ve bu yüzden kelle avcıları adında bu suçluları yakalayan insanlar ortaya çıkmıştır, yani aslında gelecekte geçen kovboylar da diyebiliriz. Spike Spiegel ve iş ortağı Jet Black ise güneş sisteminde faaliyet göstermekte olan iki kelle avcısıdır. Oldukça tehlikeli ve zor bir meslek icra eden ikili geçimlerini sağlayabilmek için Bebop isimli uzay gemileri ile aranılan suçluların peşinden uzayın bir ucundan diğer ucuna yolculuk etmektedir.
Anime, Bebop tayfasının, suçluların peşinde yaşadıkları olaylar etrafında şekillense de aslında her bir karakterin geçmişi ile yüzleşmesini konu alır.


Cowboy Bepop efsane bir yapımdır. Kendine özgü tarzı ile diğer animeler arasından kolayca sıyrılıp ilginize ve beğeninize ulaşır. Bakmayın 1998 yapımı olmasına, yılına göre kaliteli çizimleri, şahane müzikleri, konusu, senaryosu, son derece başarılı kurgulanmış eğlenceli hikayeleri, tarzı, harika karakterleri ile anime tarihinin en iyi ve en sevilenleri arasındadır. Her şeyiyle 10\10 bir anime. Cowboy Bebop sevmeyen yoktur, kime sorsanız duyacağınız tek şey övgüler olan nadir animelerden.

Hikaye belirli bir konu üzerinden gitmiyor, her bölüm ayrı bi macera, anlatmak istedikleri farklı konular ele alınmış. Değindikleri konular hem eğlenceli hem düşündürücü hem de öğretici ve her bölümün hikayesi o kadar güzel işlenmiş ki etkilenmemek elde değil, belki de animeyi en özel kılan yanı da bu, tabii bir de şahane ötesi karakterleri. Hikaye içinde arada bi karakterlerin kişisel hikayelerini ve geçmişlerini de izliyoruz biraz. Ana karakterlerin hepsi de birbirinden farklı kişiliklere sahip ama buna rağmen hepsi de iyi bir uyum içinde. Bu farklılıklar onları çok renkli kılıyor ve ben bunu çok seviyorum. Bepop taysafının her bir üyesi çok özel ve çok güzeller, gereksiz veya sevmeyeceğiniz tek bir kişi bile yok. Hepsi de arkadaşınız oluyor. Geleneksel japon anime tasarımlarından farklı olan karakter tasarımları, çizimleri, tarzları ve kişilikleri ile bütün anime dünyasındaki karakterlerin içinde bile göze batan tipler. Ayrıca animenin çizimlerinde yansıtılan ufak detaylar ve animasyonunun işlenişi onu kaliteli kılıyor, resmen her sahnesinden estetiklik akıyor. Eski bir tarza sahip olmasından dolayı bunlara dikkat çekmezseniz üzücü olur. Anime aynı şekilde çok çok iyi müziklere sahip, her sahnesinde kullanılan müzikler özenle seçilmiş gibi, normalde jazz ve blues müziği dinlemeseniz bile bu müzikler animeyle öyle güzel bi uyum içinde ki size animenin havasını başka bir tarz müzik yakalayamazmış hissi veriyor.

Her bölümü birbirinden güzel olan ve uzay gemisiyle sizi o gezegenden bu gezegene yolculuk ettiren anime keşke daha fazla bölüm olsaymış dedirtiyor. Açıkçası hikaye de uzatılmaya müsait, rahatla daha çok bölüm yapılabilirmiş. 26 bölüm ile tadı damağımızda kalıyor ve finaliyle birlikte buruk ayrılıyoruz animeden. Ben her geçen gün Cowboy bebop'ı daha da çok özlüyorum. Ama belki böyle olması en uygunudur diye de düşünmüyor değilim, az bölümün olması sayesinde animenin değerini daha iyi hissedebiliyoruzdur belki, bu şekilde bitmiş olması animeyi daha çok özlememizi sağlıyordur belki.

26 bölümlük bir anime için aslında söyleyecek o kadar çok şey var ki, bu da ne kadar dolu dolu olduğunun kanıtı ama burda yazıp çizmek yerine açıp izlemek en doğrusu olur.

İzlemeden geçilmemesi gereken serilerden biri olduğu için hiç vakit kaybetmeden izleyin derim^^

 



___________________

Kaynak: turkanime.net


4 Haziran 2023 Pazar

Samurai Champloo


Tür: Aksiyon, Macera, Komedi, Tarihi, Shounen


Bölüm: 26


Yıl: 2004 - 2005
 
 
Konusu:
Samurai Champloo, Fuu adındaki genç bir kızın “ayçiçeği” gibi kokan bir samurayı aramasını konu alıyor. Fuu'nun annesi kötü bir hastalığa yakalanıp yaşamını yitirmiştir, babası ise onları terk etmiş, kimi kimsesi kalmamıştır. Esrarengiz ayçiçeği gibi kokan samurayı aramaya karar veren Fuu'nun nereden başlayacağına dair hiçbir fikri yoktur. En önemli sorunu ise parasızlıktır ve para için çalışması lazımdır. Bir lokantada işe başlar ve yeterli para biriktirince yolculuğa çıkmayı planlar.
Bir gün Mugen ve Jin adında iki gencin bu lokantaya yolu düşer. Jin gezgin bir ronin - gizemli, geleneklere bağlı, terbiyeli ve çok güçlü bir savaşçıdır. Mugen ise Jin’in tam zıttı bir kişiliğe sahiptir. Vahşi, düşüncesiz, argo konuşan, kafasına eseni yapan ve kadın düşkünü bir hayduttur. Bir şekilde bu ikisi kim daha üstün diye görmek için ölümüne bir düelloya girerler ama büyük bir olay çıkardıkları için ikilinin idamına karar verilir fakat ikisi de biraz şansın da yardımı ile Fuu tarafından kurtarılır. Olaylar sırasında Fuu'nun çalıştığı lokantada yangın çıktığı için yok olmuştur, böylelikle artık çalışacak bir yeri de kalmamıştır, bu yuzden ikisiyle bir anlaşma yapar. Anlaşmaya göre Jin ve Mugen birbirleri ile dövüşmeyecek ve Fuu’ya ayçiçeği gibi kokan samurayı bulmasına yardım edecek, daha doğrusu yolculuğunda ona korumalık yapacaklardır. Böylelikle ülkenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanacak olan büyük macera başlamış olur.

 

 

Champloo kelimesi Japon Ryukyu dilinden gelmektedir ve genel anlamı “karışım”dır. Ayrıca Champloo’nun sonuna bunka kelimesi gelirse anlamı “kültür-çeşitliliği” oluyor ve bu anlam eski Japon adalarında çeşitli kültürlerin bir arada yaşamasından geliyor.

 

Konusu güzel ama biraz sıradan gelebilir fakat işleniş tarzı onu oldukça özel bir konuma getiriyor. Samuray Champloo daha önce gördüğünüz samuray hikayelerinden çok farklı. Seriyle samuray hikâyelerine bambaşka bir perspektiften bakıyoruz.

Hikayemiz Japonya'nın ilk modern dönemi olarak tanımlanan Edo döneminde (1603 - 1868) geçiyor. Japonya'nın dünyaya yeni açılmaya başladığı ve dünyanın Japonya'ya açılmaya başladığı dönemde yani.

Seri mizah öğeleri içerse de genellikle ciddiyetini koruyarak ilerliyor. Seride komedi unsuru olsa da dram yönü de hafife alınacak cinsten değil. Animeyi absürt kılan ise komedi unsurları dışında Edo döneminde geçse de günümüze dair pek çok esintiler taşımasıdır. Edo dönemi gibi eski bir çağda geçen bir seriden daha geleneksel bir şeyler bekleriz, değil mi? Samurai Champloo’da durum bundan biraz farklı; Geçmiş zaman ile günümüz popüler kültürünü bir arada harmanlayan ve bunu cıvıtmadan, saçmalamadan, ne çok pişmiş ne çiğ kalmış bir şekilde bize sunmayı başaran bir seri Samurai Champloo. Bu harmanlama içerisinde grafiti yapan ninjalardan beyzbol oynayan samuraylara kadar pek çok ilginçlikle karşılaşıyorsunuz. Tarihi referansları ve ince göndermeleri de oldukça ayarında bir zenginlik katıyor seriye. Tüm bu özelliklerin harmanlanması ile de ortaya son derece orijinal ve eğlencei bir yapım çıkıyor. İşin ilginç yanı, bunlar tarihi kategorisine ekleyebileceğimiz bu animede sırıtmıyor, hatta olması gereken buymuş gibi gayet doğal geliyor bize. Başka bir örnek vermek gerekirse, Mugen’in hareketleri klasik bir samurayın alıştığımız hareketlerinden biraz farklı; daha savruk, daha hareketli, yer yer de breakdance figürleriyle dövüşe bambaşka bir hava katıyor. Bu animede karşılıklı kılıçların çekildiği bir dövüş sahnesinde arkadan hip-hop müzik girebilir mesela. Zaten genel olarak seriye baktığımızda hip-hop esintilerini görmekteyiz.

Müziklerinden bahsetmeden geçilmeyecek nadide animelerden birisi de heralde Samurai Champloo’dur. Serinin fon müzikleri neredeyse tamamen hip-hop kültüründen besleniyor. Evet, Edo döneminde bir samuray hikayesi olduğu için saçma gelmiş olabilir ancak izlerken tam da olması gerektiği gibi işlendiği hissine kapılıyorsunuz. Sanki başka türlü olamazmış gibi, hip-hop sevmeseniz bile hemen alışıyorsunuz. Karakterlerin çizimleri ve hareketleri de (özellikle Mugen) bu atmosferi destekleyici nitelikte zaten. Müzik konusunda değinmek istediğim başka bir nokta daha var, son zamanlarda lofi müzik türü oldukça popüler, bu şarkıların çoğu ya da en popüler olanları hep Samurai Champloo'nun soundtrackleri ama birçok kişi bunu bilmiyor, anime o kadar popüler değilken müzikleri nasıl bu kadar popüler oldu anlamış değilim, üstelik baya eski bir animenin müzikleri. Neyse, bunu bir kenara bırakalım ve devam edelim.

Karakter tasarımları açısından da üst sıralarda tutabileceğimiz yapımlardan birisi Samurai Champloo. Sevilesi, öpülesi, yemeyip de yanında yatılası karakterleri var. Karakterlere hemen alışacağınızı garanti edebilirim. Ancak sanmayın ki bunlar yüzeysel eğlenceli tipler, tam tersi hepsinin bir hikayesi ve derinliği var. Bunlar yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve hikayenin içine ustaca yediriliyor. Mugen serseri ama kaçamadığı acıları var içinde. Jin saygın ve kurallara bağlı ama kaçamadığı kirli geçmişi var. Fuu saf ve temiz ama hedefine ulaşmak için yapmayacağı şey yok. Yani hepsi çok gerçek karakterler. Hepsi özgün ve kendine has stilleri var. Dövüşmelerinden, konuşmalarına, hareketlerine, mimklerine, esprilerine kadar her şeyleri farklı. Ne iyi, ne kötü. Ne akıllı, ne aptal. Her şeyden biraz var içlerinde. 3 ana karakterimiz de birbirinden baya zıt olsalar da birbirini en ince ayrıntısına kadar tamamlıyor. Böyle bir üçlünün her bölüm farklı bir macerasını izlemek çok keyifli oluyor. Her bölüm siz de onlarla üzülüp onlarla kızıyorsunuz, onlarla acıkıp onlarla gülüp eğleniyorsunuz.

Animenin ana hikayesi Fuu'nun ayçiçeği gibi kokan samurayı araması olsa da, bu üç karakterimizin maceralarını izlemek ana hedeften çok daha keyifli bir hale geliyor. Zaten bu animeyi ana konusu için izlemenin hiçbir anlamı yok. Olay örgüsü tamamen işleyişe yatırılmış ve çok da güzel yapılmış. Bölüm bölüm olayların olduğu bir anime. Serinin işlenişinde alakasız gibi görünen bölümlerle karşılaşacaksınız ancak bunlar da bir şekilde hikayeye bağlanıyor. Zaten bağlanmasa bile tüm bölümleri kendi içinde sağlam bir kaliteye sahip. Zaman zaman konu size çizgisinden kayıyor gibi gelebilir, ama bu canınızı sıkmasın. Araya serpiştirilen bu bölümler de konunun kendisi kadar kaliteli.

Görsellik bakımından oldukça kaliteli olan seri ayrıca çok güzel dövüş sahnelerine sahip. Hikayedeki kılıç dövüşlerinin kalitesi ve yaratıcılığı en çok etkileyen unsurlar arasında. Aksiyon sahnelerini tasvir etmek için şahaneden başka bir kelime bulamayacağım.

Animenin finaline gelirsek, bana göre sonu bekleneni veriyor, sade bir finali olsa da ben olması gereken bir son olduğu inancındayım, bu tür sonlar böyle bir işleyişte daha şık duruyor kesinlikle. Zaten onların maceralarını izlemekten yeterince tatmin olacaksınız, bu yüzden finalin sadeliğinin sizi rahatsız edeceğini sanmıyorum, hatta herkesin kabul edeceği bir final diyebiliriz.

Birbirinden ihtişamlı dövüş sahneleri izlemek, ama tüm bu ciddiyetin arasında gülmeyi de ihmal etmeyerek, keyifli bir yolculuğa çıkmak istiyorsanız bu anime tam size göre. Daha ne denir ki, anlatılmaz yaşanır tarzdan bir seri. Sadece izleyin diyorum. Şiddetle öneriyorum ^^

 

 

______________________________________________________________________________________________________________

Kaynak: anime-inceleme.com; turkanime.net; sefinsizetavsiyesi.com; japonsinemasi.com; animeoneri.com; animemangatr.com; anime.gen.tr

Tonari no Kaibutsu-kun (My Little Monster)


Tür: Hayattan Kesitler, Komedi, Romantik, Okul, Shoujo


Bölüm: 13 + 1 OVA + 1 Special


Yıl: 2012
 
 
Konusu:
Shizuku Mizutani, pek arkadaşı ve sosyal hayatı olmayan, sadece derslerini ve kariyerini düşünen, duygusuz yapıya sahip lise öğrencisi bir kızdır. Öğretmeninin isteğiyle bir gün kavga ettiği için kısa süreli uzaklaştırma cezası alan Yoshida Haru'ya ders notlarını götürür.
Herkes tarafından korkunç biri olarak tanınan Yoshida, aslında arkadaş canlısı, çok zeki, fakat duygularını iyi ifade edemeyen biridir. Yoshida'nın çevresinde arkadaş gibi gözüken menfaatçi insanların olması, duygusuz biri olmasına rağmen Shizuku'yu rahatsız eder.
Yoshida'nın da bu durumu fark etmesiyle artık çevresinde arkadaş olarak sadece Shizuku kalır. İkilinin bundan sonra arkadaşlıkları yavaş yavaş ilerleyecektir.

 

 

Bana göre hiçbir shoujo anime aşırı etkileyici olmadığı gibi bu da aynı şekilde. Elbette kötü demiyorum, güzel de hani ama daha çok öylesine zaman geçirmelik, hafif, pek yormayan, azıcık eğlendiren, biraz da güldüren bir şey arıyorsanız izlenecek bir tür bu da bütün shoujo animeler gibi. Ben genelde böyle serileri ağır bir animenin ardından kafa dinlendirmelik olarak izliyorum :D Romantizm sevdalıları ne düşünür bilmem, belki onların bayılacacağı türden bir animedir, çünkü baya her yerde gördüğüm için izlemiştim bunu da. Acaba shoujo anime düşkünü olsaydım ne düşünürdüm hakkında :D

 

 

____________________

Kaynak: turkanime.net

Boku dake ga Inai Machi (ERASED)


Tür: Dram, Gizem, Psikolojik, Doğaüstü Güçler, Seinen


Bölüm: 12


Yıl: 2016
 
 
Konusu:
Satoru Fujinuma 29 yaşında, yalnız yaşayan ve pizzacıda çalışmasına rağmen aslında manga yazarı olan, zorlukla geçimini sağlamaya çalışan bir genç. Satoru'nun kendisinin de kontrol edemediği Revival isimli bir zamanda sıçrama gücü var. Gücünün özelliği de genellikle sonucu ölüm olan bir olay/kaza yaşandıktan hemen sonra olay anından çok kısa bir süre önceye sıçrayabiliyor olması. Tabii bunu istemsizce yapıyor. Bu sıçramayı fark ettiğinde ise, olaya/kazaya engel olmaya çalışıyor ve genellikle de bunu başarıyor. Fakat bir gün annesi onu ziyarete geldiğinde Satoru’nun evinde bir cinayete kurban gider ve bir şekilde Satoru cinayet şüphelisi konumuna düşer. Aniden Revival çalışır ve Satoru kendisini, o yıllarda sınıf arkadaşı olan Hinazuki Kayo’nun cinayetini önlemek üzere ilkokul yıllarına dönmüş halde bulur. Artık Kayo’yu kimin öldürdüğünü bulmak ve bunu engellemek zorundadır ancak bu hiç kolay olmaz.

 

 

Anime ilk bakışta daha çok gençlere hitap eden bir anime olarak görülebilir. Özellikle kapak fotoğraflarına baktığınızda üzerinde bulunan iki çocuk resmi böyle düşünmenize sebebiyet verebilir. Lakin animenin içeriği kesinlikle daha çok yetişkin kesime hitap ediyor. Serinin türü seinen olduğu için ciddi meselelere değiniyor. Sonuçta ortada çocuk istismarı, kaçırılma ve cinayet gibi kavramlar bulunmakta. Gizem olarak başlayan seri, ilerleyen bölümlerde aile dramına dönüşüyor. Satoru’nun şahit olduğu olaylar, Kayo’nun başına gelenler, dram yönü ağır hikayeler. Ama yapım bunu abartmadan, olaylara objektif yaklaşarak ve duygu sömürüsünden uzak bir şekilde yapıyor. Üstelik tüm bunlara bir de zamanda geriye gitme olayı eklenince ortaya dikkatlice izlemeniz gereken ilgi çekici bir hikâye çıkıvermiş. Başlangıçta yetişkin birini anlatacakmış gibi görünüyor ama ana karakterin özel gücü yüzünden bir anda çocukluğuna dönüyor ve bundan dolayı da animenin %90’ı çocukların etrafında dönüyor. Anime özellikle gerek aile içi şiddet, gerek çocuk istismarı, önemli toplumsal olaylara değindiğinden dolayı bir ödül almış ve bence fazlasıyla hak ediyor.

Animenin hikayesi sağlam bir zemin üzerine kurulu. Hikayenin ilerleyişi çok ilgi çekici. Her bölüm bir sonrakini merak ettirecek şekilde sona eriyor ve animenin kendisi de zaten sonunda ne olacağını merak ettiren bir havaya sahip. Yaşattığı atmosfer de ekran karşısından sizi gayet güzel etkiliyor. Satoru’nun Kayo’yu ve annesini kurtarma çabası, olayları nasıl değiştirebilirim diye kafa patlatması ve en önemlisi katil kim sorusu izlerken sizi tetikte tutuyor. Gerilim duygusu seyirciyi sürekli tetikte tutuyor ve kendinizi kolayca animenin içinde hissedebiliyorsunuz. Pek çok duyguyu yoğun bir şekilde izleyicisine yaşatabiliyor.

Animenin çizimleri genel itibariyle oldukça başarılı. Atmosferi yansıtma bakımından hikayeyi oldukça iyi tamamlıyor. Yeri geldiğinde kan kullanılmaktan da geri durulmamış. Kısacası günümüz animelerinin bir çoğuna göre daha gerçekçi bir hava hakim. Seslendirmeler de çok başarılı.

Animenin açılış şarkısı olan ASIAN KUNG-FU GENERATION'dan “Re:Re” adlı şarkı efsane güzel bir şey, ki hala bile severek dinliyorum, ömür boyu da dinlerim ^^ favorilerimdendir. Öyle ki uzun sürümünü dinlemenizi mutlaka öneririm.

Boku dake ga Inai Machi konusu ve işleniş bakımından oldukça başarılı bir anime, sürükleyici ve merak uyandırıcı. Senaryo bakımından bir - iki küçük kusuru var ama eğer bir bütün olarak ele alırsak, ortada izlenmesi gereken seyir zevki yüksek hoş bir anime var. Nedenlerin açıklandığı, hiçbir şeyin yarım kalmadığı, noktanın konulduğu tarzda bir anime. Finalde de sizi şaşırtacağına eminim.

 

 

________________________________________________

Kaynak: figurex.net; birdizihaber.com merlininkazani.com

Bleach


Tür: Aksiyon, Dövüş, Macera, Komedi, Süper Güçler, Doğaüstü Güçler, Shounen


Bölüm: 366


Yıl: 2004 - 2012




+ Special:
  • Bleach: Memories in the Rain (2005)
  • Bleach: The Sealed Sword Frenzy (2006)
 


+ Movieler:
  • Bleach Movie 1: Memories of Nobody (2006)
  • Bleach Movie 2: The Diamond Dust Rebellion - Mou Hitotsu no Hyourinmaru (2007)
  • Bleach Movie 3: Fade to Black - Kimi no Na wo Yobu (2008)
  • Bleach Movie 4: Hell Verse - Jigoku-hen (2010)



- Bleach: Sennen Kessen-hen (2022) - 13 bölüm

- Bleach: Sennen Kessen-hen - Ketsubetsu-tan (2023) - 13 bölüm

 

 
Konusu:
Shinigamiler, yani ölüm tanrıları, ruhsal güçlerini kullanabilen özel insanlardır. Bir shinigaminin dünyadaki görevi kötü ruhları temizlemek ve iyi ruhları cennete, ya da diğer adıyla Ruh Toplumu'na (Soul Society) göndermektir...
Baş karakterimiz Kurosaki Ichigo 15 yaşında bir lise öğrencisidir, ancak ruhları görmek gibi özel bir yeteneği vardır.
Bir gün, shinigami olan Kuchiki Rukia, bir Hollow'u (Kötü Ruh) takip ederken Ichigo'nun odasına camdan girer ve Ichigo'nun onu görebildiğine çok şaşırır. Rukia, Kötü Ruh ile savaşırken yaralanmasından dolayı güçlerinin yarısını -onun Hollow'la karşılaşabilecek seviyeye gelmesini umarak- Ichigo'ya aktarmaya karar verir. Ancak Ichigo istemsizce Rukia’nın güçlerinin hepsini alır ve Hollow'u kolayca yener. Shinigami güçlerini alan Ichigo'nun hayatı artık tamamen değişmiştir.
 
Birkaç bilgi vereyim...
Her Shinigami'nin kendi özel kılıcı vardır, bunlara "zanpakutou" denir, bu kılıçların asıl amacı kötü ruhlarla savaşmaktır, ama aynı zamanda da kılıcın tutulduğu yerin bittiği yeri (diğer ucunu) kafaya dokundurarak henüz diğer tarafa gidemeyip arada kalmış iyi ruhları diğer tarafa (Soul Society) gönderirler.
Her bir zanpakutou tek başına birer kılıç olmaktan ziyade maddeleşmiş hale sahip karakterli varlıklardır ve sahip olduğu kişi ile iletişime geçmeleri halinde gerçek kuvvetlerini ortaya koyarlar, kılıcın gücünun yoğunluğu sahibinin ruh gücünün (reiatsu) yoğunluğuna bağlıdır. Her zanpakutou'nun karakteri farklı olduğu gibi saldırıları ve bu saldırıların çeşitliliği ziyadesiyle farklılık gösterir. Bu kılıçların en yüksek seviyesine ise "bankai" denir.

 

 

Yine sıradan bir konusu var gibi duran bir anime, shinigamiler kötü ruhlarla savaşıyor iyi ruhları kurtarıyor falan filan ama olay sadece bundan ibaret değil tabii ki de. Olaylar açıldıkça hikaye Shinigami dünyasına diğer bir deyişle Ruh Toplumuna (Soul Society) doğru derinleşmeye başlıyor. Tabii sadece bununla da kalmıyor. Animede zamanla ortaya çıkan çok iyi, çok kaliteli karakter var ve her karakterin hikayesine de değiniyor. Artı olarak, farklı farklı birsürü düşman çıkıyor ortaya.

Ichigo'nun aşırı yüksek ruh gücü olması sebebiyle istemsizce Rukia'nın Shinigami güçlerinin tamamını emmesiyle birlikte Rukia'nın görevini üstlenip kötü ruhlarla savaşması ile başlıyor, ancak karşısına çıkan daha farklı ve daha güçlü rakipleri yüzünden güçlenmesi gerek. Ichigo'nun güçlenme aşamasını izlemekle birlikte enfes dövüşlere tanık oluyoruz.

Çok fazla filler bölümleri olması, Ichigo'nun her saniye power up yapması gibi eksi yanları var ama yine de sorun değil pek. Bleach dövüş ve aksiyon açısından en sağlam animeler arasında yer alıyor. Birçok eksilerine ragmen Bleach'in sevilmesinin en büyük sebebi de budur. Hatta seri en iyi dövüş sahneleri ödülleri bile almış. Soundtrack'leri zaten güzel ama özellikle dövüş sahnelerindeki müzikler dövüşün bütün ruhunu yansıtıyor ve izleyenleri iyice havaya sokuyor, böyle olunca da izleyiciye yüksek oranda zevk veriyor.

Uzuuuunca bi aradan sonra animenin devam sezonu geldi ve bu sezonda hikaye tamamlanıyor, birçok gizem ve gerçekler ortaya çıkıyor, sırlar açıklanıyor ve havada kalan soru işaretleri yok oluyor. Aslında birçok kişinin çok uzun zamandır beklediği bir sezondu bu, yarım yamalak bitmesi hiç kimseyi tatmin etmemişti çünkü ve Bleach kesinlikle iyi ya da kötü bir final hak ediyordu. Bunun için mutluyuz.

Bleach uzun soluklu shounen animelerin 3 büyüklerindendir, kalitesi kendini belli ediyor zaten. Sadece kaliteli karakterleri ve yüksek kaliteli dövüşleri için bile izlenir.

Herkese öneririm ^^

 

 

____________________

Kaynak: turkanime.net

91 Days!


Tür: Aksiyon, Dram, Tarihi


Bölüm: 12 + 1 OVA


Yıl: 2016
 
 
Konusu:
Hikâyemiz Amerika'nın Lawless şehrinde, İçki Yasağı'nın yürürlükte olduğu 1920'li yıllarda geçiyor. Bu dönemde alkol alımı ve satımı hükümet tarafından yasaklanmıştır ve durum böyle olunca alkol dağıtımı yer altından, dolayısıyla mafyanın kontrolünden gerçekleşiyordu. Hükümetin uyguladığı önlemler de yetersiz kalınca bir takım örgütler giderek güç sahibi olmuştur.
Ana karakterimiz Angelo Lagusa adlı bir genç. Babası güçlü bir mafya ailesinin önemli bir üyesidir. Bir çeşit mafya anlaşmazlığı yüzünden Lagusa ailesi Vanetti tarafindan katledilir. Şans eseri tek sağ kalan Angelo olur ve kaçmayı başarır. Angelo, Avilio Bruno olarak ismini değiştirerek Chicago’da yedi yıl ortadan kaybolur. Yedi yıl sonra ise eline gizemli bir mektup geçer. Mektupta intikam vaktinin geldiği ve o gün orada olanların isimleri yazılıdır. Durum böyle olunca Angelo, yeni adıyla Avilio, Lawless şehrine geri döner. Çocukluk arkadaşı Corteo ile iletişime geçen Avilio, daha önce bu grubun içerisinde yer almış olanlardan ailesini öldürenleri bulmak ve onlardan ailesinin intikamını almak için Vanetti ailesinin içine sızmaya çalışacaktır. Bunun için de önemli bir isimle yakınlaşmaya başlar: Don Vincent Vanetti’nin oğlu Nero Vanetti.

 

 

91 Days etkileyici bir intikam hikayesine sahip.  

İlk bölümler çok heyecanlı geçiyor, çok güzel bir başlangıç yapıyor yani, daha sonraki bölümlerde izlerken sıkılmıştım açıkcası, pek bi atraksiyon olmuyor. Böyle heyecanlı bir başlangıçtan sonra ilerleyen bölümlerde tempo bayağı bir düşüyor. Daha sonra tempo yine yükseliyor ve heyecan artıyor. Hikayenin sonlarına doğru öyle bir olay oluyor ki sinirlerimi tepeme çıkarmıştı resmen, hatta sinirden ağladığımı hatırlıyorum, benim için animenin bitirici noktası orasıydı açıkcası, az küfür etmedim haa -.- spoiler vermek istemiyorum, bu yüzden burda durucam, zaten izleyince beni anlayacaksınız, bu yüzden kendiniz izleyin ve görun diyorum ^^

Bunlar ilk izleyişimden oluşan düşüncelerim. Açıkcası bu animeyi 2 kez izledim. İlk izlediğimde hakkını vermemediğimi düşüdüm hep, bu uzun süredir aklımdan hiç çıkmadı, bu yüzden birkaç yıl sonra tekrar izleme karar aldım ve izledim, bu sefer hakkını verdiiğmi düşünüyorum. İlk izlediğimde sıkıldığım bölümler ikinci izleyişimde daha iyi geldi, daha anlaşılırdı benim için.

Sonlara doğru gerçekleşen olayın etkisi hala aynıydı ama, yine sinirden ağladım.

Herneyse, o olayı bir kenara bırakırsak, Avilio’nun zekice bir intikam planı vardı ve bunu izlemek zevkliydi, güzeldi yani. Fakat finali beni hiç memnun etmedi açıkcası. Belki de böyle bir final animeyi daha etkileyici ve akılda kalıcı kılmış olabilir, herkes farklı düşünebilir, belki tatmin olanlar da vardır ama kişisel olarak ben memnun değilim işte.

Kısaca, bazı bölümler durgunluğundan dolayı sıkıcı gelebilir ama genel olarak çok etkileyici bir anime, kesinlikle tevsiye ederim.

İyi ki ikinci kez izleyip hakkını vermişim diyorum, yoksa yazık etmiş olurdum güzelim animeye.

Ayrıca bu, ilk defa bir şarkıyı bir animeden değil de bir animeyi bir şarkıdan keşfettiğim anime. Evet, o şarkı "TK from Ling Tosite Figure - Signal". Bu şarkıyı dinlemeye başladığımda asla 1 kere dinlemekle kalmıyorum, sürekli replay yapıyorum, sonunda da loop oluveriyor. Ling Tosite Figure dinlerken bu şarkıyla karşılaşıp aslında bir animenin soundtracki olduğunu öğrenmemle animeyi izlemeye başlamam bir oldu ^^ Eminim ki birçok kişi benimle aynı şekilde keşfetti bu animeyi. Efsane güzel şarkı, herkesin dinlemesi gerek bence.

 

 

_________________________

Kaynak: anime-inceleme.com

Tokyo Ravens

  Tür: Shounen, Süper Güçler, Doğaüstü Güçler, Büyü, Aksiyon, Fantazi, Romantik, Komedi Bölüm: 24 Yıl: 2013 - 2014   Konusu: Eskiden Tokyo’d...